Türkiye, nasıl içeriden teslim alındı?
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türkiye, nasıl içeriden teslim alındı?
YUSUF KAPLAN
21 Kasım 2010 Pazar Saat 00:17

Şimdi de sivil darbe “numarası” çıktı. “Bir bu eksikti” demeyelim, çünkü Türkiye, dünyada nev-i şahsına münhasır irrasyonel yapay sorunlarla irrasyonel şekillerde boğuşan ender ülkelerden biri. 

Her ne kadar Türkiye’nin “bağırsaklarını temizleme operasyonu”, nihayet ülkedeki bütün güç veya iktidar odaklarının aldığı ortaklaşa kararın bir sonucu gibi görünüyorsa da, Türkiye’nin kendine özgü derin açmazlarından ötürü, bu sürecin zorlu ve netameli bir süreç olduğunu hiçbir zaman gözardı edemeyiz.

Yani daha ne “numaralar”la karşılacağız! O yüzden olabildiği ölçüde sükûneti elden bırakmamak ve provokasyonların tuzağına düşmemek için azamî gayret göstermek gerekiyor.

Türkiye’nin sömürgeleştirilememesine rağmen, kendi kendini sömürgeleştirmesi, deyim yerindeyse, “kalenin içeriden ele geçirilmesi” ve teslim alınması dünyada yalnızca bizim ülkemizin yaşadığı bir sorundur. İşte bu nedenledir ki içeride yapılmak istenen “bağırsakları temizleme” girişimleri, büyük engellerle karşılaşıyor.

Eğer bu yakıcı meseleyi, bütün yönleriyle kavrayamazsak, yarın önümüze çıkarılacak duvarlardan, engellerden, “örülecek çoraplardan” ötürü şaşkına dönmekten ve yepyeni, beklenmedik çıkmazların eşiğine sürüklenmekten kurtulamayız.

Türkiye’nin, tarih yapan özelliğinden ötürü, içeriden teslim alınması, birkaç yüzyıllık bir çabanın, mücadelenin ürünüdür.

Türkiye, Osmanlı medeniyeti gibi muazzam bir tecrübeyi üretmiş farklı dinlere, kültürlere, etnisitelere mensup insanları birlikte, adalet ve hukuk düzen/eğ/i içinde, hiç kimseyi ötekileştirmeden yaşatabilmiş en kapsamlı insanlık tecrübesinin mekânıdır.

19. yüzyılın son çeyreğinde Avrupa’dan başlayan ulusçuluk dalgası, Osmanlı coğrafyasında da derinlemesine ve hızla köksalmaya başlayınca, daha önceleri, Osmanlı daru’l-islâm’ında genel anlamda huzur ve sükûn içinde yaşayan gayr-i müslim azınlıklar, Avrupalı “devlet-i muazzama”nın, özellikle de İngilizlerin ve Rusların kışkırtmaları, el altından büyük destek vermeleri gibi hâricî f/aktörlerin de işin içine karışmasıyla, ulusçuluk ideolojisi üzerinden Osmanlı devletine başkaldırdılar ve sonunda devlet, bu başkaldırılar neticesinde parçalandı, dağıldı, yok oldu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte Anadolu coğrafyasına hapsolduk. Tanzimat’tan sonraki süreçte gayr-i müslim azınlıklara tanıdığımız seküler-sivil haklar, azınlıkları azgınlaştırmaktan ve devlete başkaldırmaktan başka bir işe yaramadı.

Lozan’da belirlenen Türkiye’nin yol haritası, Türkiye’deki bütün gayr-i müslim unsurların Türkiye’den uzaklaştırılması gibi bizim tarihimizde yaşamadığımız bir açmazın eşiğine sürükledi bizi: Türkiye’deki elit Sabataycı unsurlar ve elit diğer gayr-i müslim unsurlar dışındaki bütün masum gayr-i müslim nüfusun Türkiye’den uzaklaştırılması, Türkiye’nin içeriden teslim alınma sürecini kolaylaştırdı.

Bu ülkenin başına gelen ve bugün bizi yapay kavgalarla boğuşmaya mahkûm eden bütün sorunların kökeninde, büyük ölçüde bu gayr-i müslim nüfusun Türkiye’den uzaklaştırılması sorunu yatıyor: Çünkü bu durum, Türkiye’nin içeriden teslim alınmasını, yani kendi kendini sömürgeleştirme, terk ettiği medeniyet iddialarını içselleştirme girişimlerini kolaylaştırdı, kolaylaştırmaya da devam ediyor.

Eğer bu ülkeden gayr-i müslim nüfus sürülmemiş olsaydı, Türkiye, kimliğini, dinamiklerini, medeniyet iddialarını bu kadar kolay aşındıramayacak, kaybedemeyecek, unutmayacak; toplumun kimyası bu kadar çabuk bozulmayacak; zihni, kendi ve öteki algısı, İslâm ve Batı algısı bu kadar flulaşmayacak; toplum dostunu ve düşmanını bu kadar kolay birbirine karıştırmayacaktı.

O yüzdendir ki Maraş’ta halkın dinine, namusuna ve varlığına saldıran Fransızlara hücum eden Maraş’ın kahraman çocuklarının, Maraş’ın Fransızlardan kurtuluş törenlerinde bir çarşaflının kürsüye çıkarılıp kürsüde çarşafının çıkarılmasıyla Maraş’ın kurtuluşunu anma girişimlerine sanki normal bir şeymiş gibi tepki vermemeleri gibi inanılmaz ve tedirgin edici bir bilinç kaymasının, zihin kaymasının, unutmanın, dolayısıyla yokolmanın yaşanmasına yol açabilmiştir.

Eğer Türkiye’den gayr-i müslimler sürülmeseydi, Maraş’ın kurtuluş törenlerindeki bu hadiseler asla yaşanamazdı. İnsanlar, “biz Fransızları kovduk, şimdi içimizdekiler bizi Fransızlaştırmaya çalışıyor” diyerek teyakkuz hâlinde olurlardı.

 

tarihsuuru.com
Bu yazy toplam 1303 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş..
GÜNDEM
ALINTI YAZARLAR
“ ‘Vurun’ dedi, vurduk!” mantığı
YAVUZ BAHADIROĞLU
Mısır`ın fethi Osmanlı`ya dünya hakimiyetinin kapılarını açmıştı.
ERHAN AFYONCU
M.Kemâl Paşa Ne Yazık ki Hakikati Anlatmamıştır!...
AHMET ANAPALI
Devrim tarihinde bir gezinti
AYŞE HÜR
Cahili Kuşatmaya Karşı Cemaleddin Afgani’nin Örnekliği
HAMZA TÜRKMEN
Türkiye, nasıl içeriden teslim alındı?
YUSUF KAPLAN
Kimliksiz Şehir: İslahiye
MUSTAFA YILDIZ
Kahire de sizin Saraybosna da..
İBRAHİM KARAGÜL
Sadece tekkeler mi kapatıldı?
D.MEHMET DOĞAN
MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE
Cumhuriyet’te para-meta oyunu
ŞAMİL TAYYAR
Üniversite sınavında ter döken çocuklarımız...
SİBEL ERASLAN
Çanakkale'de Almanlara karşı savaşıyor da olabilirdik
MUSTAFA ARMAĞAN
Gündemden Notlar
AHMET VAROL
Devrimden çıkarılacak dersler
A. DİLİPAK
Mısır uleması ve 90'lık kahramanı
MUSTAFA ÖZCAN
Mübarek sonrası
SERDAR DEMİREL
AHMET KALKAN
Liberal eleştiri ve öneri
ALİ BULAÇ
Kıbrıs
HAKAN ALBAYRAK