YIKA DA
GETİR
Süleyman Nazif ve Abdülhak Şinasi birlikte yemek yerken,
Şinasi garsonu çağırır ve su ister. Şinasinin kirden ve mikroptan eldivenle el
sıkacak derecede korktuğunu bilen Süleyman Nazif garsona seslenmeden edemez:
-Oğlum, beyefendinin suyunu yıka da öyle getir.
SUSTURUCU TEDAVİ
Zamane gençlerinden biri,bir
toplantıda Akifi küçük düşürmeye çalışıp:
- Siz baytardınız, değil mi?
Demiş.
Akif, istifini bozmadan şu cevabı vermiş:
- Evet,bir yeriniz mi
ağrıyordu?
NE ALIRSINIZ?
Yahya Kemal bir
yokuşu çıkıncaya kadar nefes nefese kalır. Yokuşun sonundaki lokantadan bir
garson seslenir:
-Buyrun beyim ne alırsınız?
Yahya Kemal tebessümle:
-Evlat,müsaade edersen bir nefes alacağım.
SIR
SAKLAMAK Yavuz Sultan Selim, bir çok Osmanlı Padişahı gibi devletin
selameti için sefer hazırlıklarını gizli tutarmış. Bir keresinde vezirlerinden
biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
- Sen sır
saklamasını bilir misin? diye sormuş.
Vezir, Yavuzdan cevap alacağı
ümidiyle:
-Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Sultan Yavuz cevabı
yapıştırmış:
-Ben de bilirim.
CENNETİN YOLU
Hristiyan din adamlarından biri, Ülkemize gelerek küçük bir çocuktan
kendisine o şehirdeki kiliseyi göstermesini ister. Kiliseye ulaştıklarında,
papaz:
-Aferin çocuğum, der. Yarın buraya gel de, sana cennetin yolunu
göstereyim.
Çocuk, papazın niyetini sezerek:
- Siz, kilisenin yolunu
dahi bilmiyorsunuz, diye cevap verir. Cennetin yolunu nasıl bileceksiniz ki?
ÇANAKKALE İÇİNDE
İngiliz garson, Türk
müşteriye:
-Çanakkalede çok askerimizi öldürdüğünüz için sizleri pek
sevmeyiz deyince, bizimkinden gayet soğukkanlı bir şekilde şu cevabı almış:
-Orada ne işiniz vardı?
HASTANIN YEMEĞİ
Lokman Hekime:
-Hastamıza ne yedirelim? diye sorduklarında, şu
cevabı vermiş:
-Acı söz yedirmeyin de, ne yese olur.
NEYZENİN NEZAKETİ!
Mehmet Âkif, elini yıkadıktan sonra,
Neyzen Tevfik'in kendisine uzattığı havlunun kirini görünce:
-Hayır, diye
bağırmış. Elimi daha yeni yıkadım.
GÖNÜLSÜZ GÖNÜL
Abdülhak Hâmidin evindeki sohbette, konu gençlik ve ihtiyarlıktan
açılır. Yaşı geçmiş bir hanım, Abdülhak Hamide döner ve:
-Efendim, gönül
kocamaz! der.
Hamid cevap verir:
-Kocamaz ama, kocamış bir vücut içinde
oturmak da istemez.
BÖYLE KORUNUR
Çok
değerli olan kütüphanesini millete vakfeden Koca Ragıp Paşa, onların bakımı için
tanıdıklarından birini memur tayin eder.
Bir gün ansızın kütüphanesini
ziyarete giden Paşa, etrafı ve kitapları toz, toprak içinde bulunca canı çok
sıkılır ve belli etmemeye çalışarak:
-Seni tebrik ederim yavrum, der.
Gerçekten de gerçekten de emniyetli bir adammışsın. Teslim edilen şeylere hiç el
sürmemişsin, âferin!
VELÂYETİN GÖRDÜĞÜ
Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca, babası
olan 2. Murat Han:
-Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz diye
çıkışır.
Orada bulunan ve velâyet sırrıyla kalp gözü açık olan Akşemseddin
Hazretleri, hafifçe gülümseyerek şöyle der:
-Peder ne der, kader ne der.
ÇIKMAYAN MANA Mehmet Akif, Baytar
Mektebinde müdür muavini olarak çalıştığı bir dönemde, muhasebeden gelen bir
yazıyı anlayamaz. Yazıyı kaleme alan Salih Efendiyi aratarak yazıda ne demek
istediğini sorar:.:
-Salih Efendi İki türlü mana çıksın diye böyle yazdık
efendim cevabını verince, Akif dayanamaz ve:
-Hayret doğrusu, der. Biz
birini bile çıkartamadık da.
SOKRAT VE BİLEYTAŞI
Talebelerden biri Sokrata sormuş:
-Herkese güzel konuşma dersleri
verdiğin ve onlara hitabet sanatını öğrettiğin halde, niçin sen de çıkıp bir
konuşma yapmıyorsun?
-Evlat, demiş Sokrat. Bileytaşı keskin değildir amma,
en sert demiri bile keskin eder...
ANLADIĞININ
İSPATI
Tanıdıklardan biri, yazdığı romanın müsveddelerini Neyzen
Tevfike göstererek fikrini sorar:
Neyzen beğenmediğini ifade edince, adam:
-İyi ama, der. Siz hiç roman yazmadınız ki!
Neyzen Tevfik şu cevabı
verir:
-Ben yumurtanın tazesini bayatını iyi anlarım. Ama bu güne kadar hiç
yumurtlamadım.
BİRBİRİNE BAĞLI Hâkim,
kaza yaparak birkaç kişinin ölümüne yol açan bir şoförün ehliyetini iptal
edince, şoför:
-Aman hakim bey, diye sızlanmış. Benim yaşayabilmem, şoförlük
yapmama bağlı.
Hâkim cevap vermiş:
-Başkalarının yaşaması da sizin
şoförlük yapmamanıza bağlı.
AKŞAM YEMEĞİ
Yahya Kemâl, dostlarından birine:
-Bu akşam yemeği benimle yer
misin? Diye sorunca, arkadaşı:
-Hay hay! Der. Çok memnun olurum. Hiçbir
mazeretim yok!
Yahya Kemal gülümseyerek karşılık verir:
-İyi öyleyse, bu
akşam size geliyorum.
HAKLI ÖLÜM Sokrat
ölüme mahkum edildiğinde, eşi:
-Haksız yere öldürüyorsunuz, diye ağlamaya
başlayınca,
Sokrat:
-Ne yani, demiş. Bir de haklı yere mi öldürseydim?
HZ. ADEMİN MİRASI Fatih Sultan Mehmet,
adamları ile gezerken, yanına sokulan dilenciye bir altın vermiş. Dilenci parayı
alınca:
-Aman Sultanım, demiş. Koskoca bir padişah, kardeşine bu kadar para
verir mi?
Fatih Sultan Mehmet, nereden kardeş olduğunu sorunca, dilenci:
-İkimiz de Hazreti Ademin çocukları değil miyiz? demiş. Elbette kardeşiz.
Sultan Fatih:
-Bu keşfini sakın başkasına söyleme, diye gülümsemiş.
Diğer kardeşlerimiz de pay isterse, sana zırnık bile düşmez.
GÖNLÜMÜ FETHETTİĞİ İÇİN Fatihe sorarlar:
-İstanbulu
niçin fethettin?
Cevap verir:
-Önce o benim gönlümü fethettiği için!
DÜŞMANIN CANI
Şair Nefi bir toplantıda
konuşurken, düşmanlarından biri içeri girmiş, fakat herkese selam verdiği halde
kendisine:
-Merhaba canım! demiş.
Nefi durur mu? Hemen cevabı
yapıştırmış:
-Derhal çıkıyorum.
FİKİR YAKALAMAK
Şahabettin Süleyman, bir gün Ahmet Haşim'e:
-Üç günden beri
zihnimde önemli bir fikir saklıyorum, dediğinde, Ahmet Haşim, onun fikir
üretmedeki kısırlığını ima ederek şöyle demiş:
-Günahtır yahu, salıver
gitsin şu fikri. Zavallıcık günlerden beri tek başına kim bilir ne kadar
sıkılmıştır?
UYKU KARDEŞLİĞİ
Mevlana
Hazretleri, talebelerinin biriyle yürürken, yol kenarında birkaç köpeğin sarmaş
dolaş uyuduklarını görürler.
Yanındaki talebesi:
-Güzel bir kardeşlik
örneği, der. Keşke insanlar da bundan ibret alsa.
Mevlana, tebessüm ederek
karşılık verir:
-Aralarına bir kemik atıver de, gör kardeşliklerini.
DÜNYANIN YÜZÜ Hastalıktan ötürü gözleri
kapanmış olan bir adam, halk şairi Seyraniye:
-Bende dünyayı görecek göz mü
kaldı? diye şikayette bulununca, söz eri Seyrani:
-Hiç üzülme dostum demiş.
Zaten dünyaya da bakılacak surat kalmadı.
BRAVO!..
Genç bir şair, saçma sapan şiirlerini Victor
Hugoya okuduktan sonra:
-Üstad, diye sormuş. Şiirlerimi nasıl buldunuz?
Victor Hugo:
-Vezinsiz, kafiyesiz ve manasız bir şey yazmak istemiş ve
tam muvaffak olmuşsunuz, demiş. Bravo doğrusu.