Tarihin Sonu Francis Fukuyama
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Tarihin Sonu Francis Fukuyama
1980'li yılların sonunda Sovyetler Birliği'nin dağılması ve tarih sahnesindeki rolünün tamamlanmasıyla birlikte iki kutuplu dünya da sona erdi.
20 Kasım 2010 Cumartesi Saat 18:02

1980'li yılların sonunda Sovyetler Birliği'nin dağılması ve tarih sahnesindeki rolünün tamamlanmasıyla birlikte iki kutuplu dünya da sona erdi. Ve başlayan bu yeni dönemde tarihin muhtemel seyri konusunda yeni yaklaşımlar da ortaya atılmaya başlandı. ABD'nin öncülük yaptığı ve "Yeni Dünya Düzeni" adı verilen bu yeni dönemde birçok düşünür, liberalizmin totaliter sistemler karşısındaki zaferini tartışmaya başladı. Buna göre artık "Tarihin Sonu" gelmiş ve insanlar ulaşabilecekleri en son değere ulaşmışlardır.

 Bu yeni dönemin en önemli teorisyenlerinden Francis Fukuyama, liberal kapitalist değerlerin insanlığın ulaşabildiği en yüksek değerler olduğunu ileri sürmüş ve dünyanın her yanındaki siyasal yönetim sistemlerinin ve yaşam anlayışının birbirine benzediğini iddia etmiştir. O'na göre ideolojilerin belirleyiciliği ortadan kalmıştır ve dünya, ekonomiye dayanan yeni bir rekabetin içine düşmüştür.

 Francis Fukuyama "Tarihin Sonu" isimli makalesinde şunları söylemektedir:
"Batı'nın ya da Batı düşüncesinin zaferi, her şeyden önce Batı liberalizmine alternatif olduğu varsayılan sistemlerin büsbütün tükenmesi olayında kendisini göstermektedir. Geçtiğimiz son on yıl içerisinde, dünyanın iki büyük komünist ülkesinin entelektüel ikliminde yadsınamayacak değişiklikler yaşandı ve bu iki ülkede de önemli reform hareketlerinin başladığı gözlendi. Fakat bu olgu, yüksek politikalar boyunca uzanmakta ve aynı zamanda Çin'in kasaba ve kentlerinde köylü pazarlarının ve renkli televizyonların yaygınlaşmasında; Moskova'da geçen yıl, kooperatif lokantalarının ve büyük giyim mağazalarının açılmasına; Japonya'daki süpermarkatlerde tiz bir sesle Bethoven müziğinin çalınmasına ve Prag'dan Rangun'a ve Tahran'a kadar rock müzik parçalarının ilgi ve coşkuyla dinlenmeye başlanmasına yansıdığı gibi Batı'nın tüketim kültürünün engellenemez bir şekilde yaygınlaşmasında görülebilmektedir."

 Fukuyama'ya göre; bu olup bitenler sadece herhangi bir ideolojinin başka bir ideoloji karşısındaki zaferini değil, Batı'nın, Batı ideasının bütün diğer "dünyalar" karşısındaki ezici galibiyetini işaret etmektedir. Bu sebepten dolayı olup biten hâdiseler, soğuk savaş döneminde veya savaş sonrası dönemin herhangi bir evresine değil, tarihin bizzat kendisine nokta koymaktadır. İnsanoğlunun ideolojik evrimi artık en son noktasına ulaşmış ve Batılı liberal demokrasi, nihaî yönetim ve yaşama biçimi olarak evrenselleşmiştir.

 Francis Fukuyama'nın `Tarihin Sonu mu?' adı altında formüle ettiği, bu düşünce Batı düşüncesinin günümüzde diğer düşüncelerin çöküşüyle alternatifsiz kaldığı şeklinde kendisini göstermektedir. Alternatiflerin olmadığı bir dünya düzeninde farklılıklar arasındaki çatışmada ortadan kalkmaktadır. Dolayısıyla da bütün büyük düşünürlerin farkların çatışmasına dayandırdığı tarih olgusu da. Fukuyama'nın yeni dünya düzeni öngörüsündeki alternatiflerin yokluğu nedeniyle sona ermiş olmaktadır

 Geride bıraktığımız 20. yüzyıl, üzerinde düşünülmesi gereken en önemli dönemlerden biridir. Bu yüzyıl, teknolojik gelişmelerin çok hızlı bir şekilde ilerlediği ve insan hayatını fazlasıyla etkileyen bir dönem oldu.

 Bu yüzyılın ilk yarısında yaşanan iki büyük dünya savaşı sonucu onlarca devlet ve şehir yerle bir oldu, milyonlarca insan öldü ve yine bir o kadarı da yurtlarından sürülerek sefil bir hayata mahkûm edildiler.


 Doğrusu materyalist bakış açısıyla tarihe bakanlar Fukuyama'dan farklı düşünmüyorlardı. Onlara göre tarih ancak çatışma ve rekabetle gelişebilirdi. Fransız ihtilalinden dünya savaşlarına kadarki bütün bu gelişmelerde bu materyalist dünya görüşünden kaynaklanıyordu.

 Francis Fukuyama 11 Eylül saldırılarından sonra insanlığın geleceğini şöyle tanımlıyordu: "Benim kullandığım 'tarih' kelimesi farklı bir anlam taşıyordu. İnsanlığını yüzyıllar boyunca liberal demokrasi ve kapitalizm gibi kurumlarla tanımlanan, modernliğe doğru ilerlemesine atıfta bulunuyordu. 1989 yılında komünizmin çöküşünün arifesinde yaptığım bu gözlem, evrimsel sürecin dünyada da daha büyük toplulukları modernliğe doğru bir araya getirmesiydi. Liberal demokrasi ve serbest pazar ekonomisinin ötesine baktığımız zaman gelişmesini bekleyeceğimiz başka bir şey yoktu. Bu yüzden tarihin sonuydu."

 Ancak son yıllarda Balkanlarda, Kafkaslarda ve özellikle Ortadoğu'da yaşanan savaş ve çatışmalar tarihin sonunun gelmediğini gösteriyordu. Bu son, 'Tarihin Sonu' değil belki de sadece tarihin bir sayfasının sonu olabilirdi. Bu seferde özellikle Harvard Üniversitesi'nden Prof. Samuel P. Huntington önümüzdeki yılların medeniyetler çatışmasına sahne olacağını iddia ediyordu. "Medeniyetler Çatışması" tezini ortaya atan Huntington, dinlerden kaynak bulan medeniyetler çağına geri dönüldüğünü ileri sürüyordu. Önümüzdeki yüzyılda dünya, tümüyle bütün bu katışmalara sahne olacaktı. Yine Huntington, en büyük çatışmanın ise Batı ve İslam Medeniyetleri arasında yaşanacağını öne sürüyordu.

 11 Eylül saldırılarından sonra yaşanan gelişmelere bakıldığında Prof. Samuel P. Huntington'un İslam ve Batı Medeniyetleri arasındaki çatışma öngörüsü doğrulanır gibiydi. Bu dönemle birlikte batı terörizmle savaş açtığını söylüyor ancak nedense terörist ülkeler olarak da hep islam devletlerini gösteriyordu. Bush'un kendi deyimiyle bu bir "Haçlı Savaşıydı. Nitekim bu savaş başladı ve gittikçe daha da büyüyor.

 Bu noktada Huntington'un "Medeniyetler Çatışması" tezini kendisinin ortaya atmadığı, birilerince özellikle yazdırıldığı düşünülebilir. Bu sayede insanlar zihinsel olarak bu medeniyetler çatışmasına hazırlanacak ve yeni yol haritaları belirlenecekti.

 20. y.y.'da yaşanan sorunların temelinde ise 19. y.y.'da ortaya atılan Materyalist ve Darvinist teorilerdi. Maddeyi mutlak varlık sayan, zayıfların ezilmesini öngören, kimseye karşı sorumluluk duymayan; aile, barış, sevgi, vefa gibi manevi değerlerden uzak, her türlü ahlaki değeri hiçe sayan bu anlayışın insanlara yıkımdan başka bir şey getirmediği açıkça görülmektedir.

 21. y.y. ise insanların gerçekleri görmeye başladığı ve manevi değerlere sahip çıkmaya başladığı bir dönem olmaya başladı bile. Bu nedenle onlar her ne kadar da tarihin sonunun geldiğini iddia etseler de aslında kendi sonlarının geldiğinin farkında değiller.

Fukuyama bu soruların cevabının 1989 yılında yayımladığı meşhur "Tarihin Sonu" denemesindeki paradigmadan hareketle verilebileceğini düşünüyor. Diyor ki, o denemede "tarihin sonu"na ulaştığımızı söylerken kastettiğim tarihi olayların sona ereceği değil fakat insan toplumlarının farklı yönetim şekilleri bakımından evriminin modern liberal demokraside ve piyasa temelli kapitalizmde zirvesine çıktığı idi. Fukuyama bu tezin, 11 Eylül'den sonraki olaylara rağmen hala doğru olduğunu düşünüyor. Ona göre, ABD'nin ve diğer gelişmiş demokrasilerin temsil ettiği modernlik dünya politikasına hakim güç olarak varlığını sürdürecek ve Batı'nın özgürlük ve eşitlik ilkelerine dayanan kurumları dünya çapında yayılmaya devam edecektir.

 Oryantalizm, katlanarak, birbirine bağlanarak günümüze kadar gelen bir kültürel olgu. Bu olgu bütün Batılı bilgi hücrelerine, politika, tarih, edebiyat, felsefe gibi pek çok alana nüfuz etmiştir. Bunun ulaştığı son nokta, Francis Fukuyama'nın `Tarihin Sonu mu?' adı altında formüle ettiği, Batı düşüncesinin günümüzde diğer düşüncelerin çöküşüyle alternatifsiz kaldığı yolundaki tezidir. Fukuyama bu varsayımın kendisine ait olmadığını, Hegel'den kaynaklanan tarihselci bir düşünce biçimince, Marx'taki komünist ütopya ile belirlendiğini söyler.   

Francis Fukuyama

21. Yüzyılın Gerçek Tarihi


20. yüzyıl geride kaldı. Şu an 21. yüzyılda; yepyeni bir çağdayız. Geçtiğimiz yüzyılda materyalist felsefenin, hangi isimle ortaya çıkarsa çıksın- yıkımdan başka bir şey getirmediğini gören insanlar artık Allah'a yöneliyor. Özellikle 20. yüzyılın son dönemlerinde başlayan, dine ve maneviyata yöneliş, hızlı bir şekilde tüm dünyayı sardı.

20. yüzyıl insanlık tarihinin en önemli dönemlerinden biridir. Bu yüzyıl biterken bilim ve teknoloji alanında yaşanan gelişmeler, ister istemez bir sonraki yüzyılın nasıl olacağı sorusunu ortaya çıkarmıştı.

1980'li yılların sonunda iki kutuplu bir dünyanın ortadan kalkması, tarihin muhtemel seyri konusunda yeni yaklaşımların ortaya atılmasına neden oldu. Bu yaklaşıma "Yeni Dünya Düzeni" adı verildi. "Yeni Dünya Düzeni", kısa zamanda birkaç teorik zemine birden oturtuluverdi.

Yeni dönemin en önemli teorisyenlerinden olan Francis Fukuyama, liberal kapitalist değerlerin insanlığın ulaşabildiği en yüksek değerler olduğunu iddia ediyordu. Fukuyama "Tarihin Sonu mu?" makalesiyle başlattığı tartışmada, dünyanın her yanındaki siyasal yönetim sistemlerinin ve yaşam anlayışlarının birbirine benzemeye başladığını iddia etmişti. Ona göre ideolojilerin belirleyiciliği ortadan kalkmıştı ve dünya, ekonomiye dayanan bir rekabetin içine düşmekteydi. Elbette bu iddia ilk değildi, Fukuyama'dan önceki dönemlerde de, determinist ve Darwinist bir tarih anlayışı çerçevesinde tarihin rekabet ve çatışmayla geliştiği tezi ileri sürülmüştü.

Fukuyama'dan Tarihin Sonu İddiası

Yeni teze göre ise insanlık, tarih içinde ulaşmak istediği son mutlu noktanın eşiğindeydi. Francis Fukuyama, 11 Eylül saldırılarından sonra Wall Street Journal'da çıkan bir yazısında, sosyal bilimlere uyarlanmış Darwinist bir yaklaşımla, insanlığın geleceğini şöyle tanımlıyordu:

"Benim kullandığım 'tarih' kelimesi farklı bir anlam taşıyordu. İnsanoğlunun, yüzyıllar boyunca liberal demokrasi ve kapitalizm gibi kurumlarla tanımlanan, modernliğe doğru ilerlemesine atıfta bulunuyordu. 1989 yılında komünizmin çöküşünün arifesinde yaptığım bu gözlem, evrimsel sürecin dünyada daha büyük toplulukları modernliğe doğru bir araya getirdiğiydi. Liberal demokrasi ve serbest pazar ekonomisinin ötesine baktığımız zaman gelişmesini bekleyeceğimiz başka bir şey yoktu. Bu yüzden de tarihin sonuydu."

Determinist tarih inancıyla, insanlığın artık yolun sonuna geldiğini iddia edenler, Avrupa, Ortadoğu ve dünyanın diğer bölgelerindeki istikrarsızlık ve birbiri ardına çıkan savaşlar karşısında şaşırdılar. 20. yüzyıla kadar İslam ahlakının yaşandığı Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve Afrika'nın çok farklı kültürleri ve etnik yapıları içinde barındıran bölgeler kargaşaya gömüldüler.

Bu gelişmelerin üzerine başta Harvard Üniversitesi'nden Prof. Samuel P. Huntington olmak üzere bir takım teorisyenler, genelde muhalif bir tez ileri sürerek, önümüzdeki yılların medeniyetler çatışmasına sahne olacağını iddia ettiler. Bu kişilere göre medeniyetler arasındaki kültürel farklar fikri çatışmalara neden olacak ve bu çatışmalar kutuplaşmaları hızlandırıp fiili hale dönecektir.

Samuel P. Huntington, 1993 yılında yazdığı 23 sayfalık bir makaleyle "Medeniyetler Çatışması" tezini ortaya atmıştı. Bu tez ilk ortaya atıldığında farklı tepkiler aldı. Son dönemdeki gelişmeler ve Batılı bazı devlet adamlarının verdiği demeçler bu tez hakkındaki tartışmaları tekrar canlandırdı.

Dünya yeni bir döneme girerken Huntington da Fukuyama gibi ideolojilerin belirleyiciliğinin sona erdiğini ve dinlerden kaynak bulan medeniyetler çağına geri dönüldüğünü ileri sürüyordu. Yazarın düşüncelerine göre, bu dönemde medeniyetler arasındaki çatışmalar giderek çoğalacaktı. Önümüzdeki yüzyılda dünya, tümüyle bu çatışmalara sahne olacaktı. Huntington, en büyük çatışmanın ise, Batı ve İslam medeniyetleri arasında yaşanacağını öngörüyordu. (www.fikiryazilari.net)

Medeniyetler Çatışması Görüşüne Kuran'da Bildirilen Çözüm

Kuran'da insanlara çatışma değil, barış ve esenlik vaat edilmektedir. Allah Kuran'da, insanlar arasında farklı dinlerden bile olsa uzlaşmanın ve hoşgörünün var olması gerektiğini şöyle bildirmektedir:

"De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim." (Al-i İmran Suresi, 64)

Bu gerçek, Huntington'ın medeniyetler çatışması öngörüsünü tek başına geçersiz kılmaktadır. Çatışma olabilmesi için iki tarafın da saldırgan ve kavgacı bir düşünceye sahip olması gerekir. Oysa İslam diğer dinlere ve medeniyetlere karşı hoşgörülü ve uzlaşmacıdır.

20. yüzyılda yaşanan belaların sebepleri ise, ağırlıklı olarak 19. yüzyılda ortaya atılan fikirlerdi. İlk çağlardan beri, yaratılışı inkar eden ve maddenin mutlak varlık olduğunu iddia eden ideolojiler, Darwin'in ortaya attığı evrim teorisinden güç bulunca, geniş bir alana yayıldılar. Bu çarpık ideolojiler bir anda toplumların hayat felsefesi haline geldiler.

Materyalist ideolojilerin toplumlardaki uygulaması, zayıfı ezen, devlete başkaldıran, aile kavramını hiçe sayan, barış, huzur, kardeşlik tanımayan, sevgi, vefa, saygı gibi manevi değerlerden uzak, her türlü ahlaki değeri yok sayan, sanattan, bilimden zevk almayan nesiller oluşturarak, yalnızca maddeye önem veren bir anlayışın hakim olması şeklindeydi. Materyalist anlayış doğrultusunda toplumlara empoze ettikleri fikirler sonucunda da Allah'ın varlığını ve dini inkar eden, hiç kimseye karşı sorumluluk olmadığını düşünen kitlelerin oluşması hedeflenmişti. 20. yüzyılın savaşların, belaların ve sıkıntıların çağı olarak tarih sahnesinde yerini alması, işte bu materyalist zihniyetin sonucudur.

Ancak artık 20. yüzyıl geride kaldı. Şu an 21. yüzyılda; yepyeni bir çağdayız. Geçtiğimiz yüzyılda materyalist felsefenin -hangi isimle ortaya çıkarsa çıksın- yıkımdan başka bir şey getirmediğini gören insanlar artık Allah'a yöneliyor. Özellikle 20. yüzyılın son dönemlerinde başlayan, dine ve maneviyata yöneliş, hızlı bir şekilde tüm dünyayı sardı.

Bu gelişmeler, Allah'ın kulları için seçip beğendiği İslam ahlakını yeryüzünde etkin kılacağı vaadinin yakınlaşmasının da birer alametidir. Kuran'ın pek çok ayetinden anlaşıldığı üzere, Allah İslam ahlakını, dilediği kullarını vesile ederek hakim kılacağını müjdelemektedir. Allah, Nur Suresi'nin 55. ayetinde bu vaadini şöyle bildirmiştir:

"Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır." (Nur Suresi, 55)

Dünyanın geleceği ile ilgili teoriler üretenler her ne kadar birbirlerinden farklı düşüncelere sahip gibi görünseler de, bunların ortak oldukları bir nokta vardır; o da karamsarlıktır. Materyalist bakış açısıyla değerlendirdikleri olaylar, ümitvar olmalarını engellemektedir. Daha da önemlisi Allah'ın inanan kulları için daima iyi ve güzel olanı istediğini hesap edememektedirler.

21.Yüzyıl ve Ahir Zaman

Hükmü kıyamete kadar geçerli olan, tüm hayatımızı kapsayan emir ve bilgilerin yer aldığı Kuran-ı Kerim'in en büyük mucizelerinden biri, ilk vahyin inmesinden bu yana, her asırda yaşayan tüm insanlara hitap etmesidir. Allah, Kuran'ı kıyamete kadar insanlara bir yol gösterici ve hidayet rehberi olarak indirmiştir. Bunun yanı sıra Kuran'da geleceğe dair işaretler ve müminlerin üzerinde düşünmesi gereken bazı sırlar da vardır. Kıyamete yakın bir dönem olan ahir zamanda yaygınlık kazanacak olan inkarcı sistemlerin uygulamalarına ve Allah'ın bu batıl sistemleri hakkı göndererek darmadağın etmesine yönelik çok önemli işaretler bulunmaktadır.

"Ahir zaman" ifadesi anlam olarak son dönem, son zaman demektir. İslam'a göre ahir zaman kavramı kıyamete yakın bir zamanda, Kuran ahlakının üstün olacağı, insanlar arasında yaygın olarak yaşanacak olan son dönemi ifade eder. Adı geçen bu dönem Allah'ın izniyle çok yakındır ve insanların bu konu üzerinde derin derin düşünmeleri çok daha büyük bir önem kazanmıştır. Bu nedenle tüm Müslümanların etraflarında gerçekleşen olayları dikkatle takip etmeleri ve bunları Kuran ayetleri ile Peygamberimizin hadisleri doğrultusunda değerlendirmeleri gerekmektedir. Kuran'da ahir zaman konusuna dolaylı olarak değinilmiştir. Ayetler üzerinde düşünüldüğünde günümüzdeki olaylara ve ahir zamana işaret eden çok önemli sırlar bulmak mümkündür.

İnsanların hayalinde her zaman için daha güzele, daha iyiye yönelik bir özlem bulunmaktadır. Daha güzel bir manzara, daha güzel yiyecekler toplumsal sorunların yaşanmadığı huzurla dolu bir hayat, bolluk, bereket.

İşte ahir zaman, tüm bu "daha iyi", "daha güzel" kavramlarını içinde barındıran bir çağı ifade eder. Ahir zaman, sıkıntının yerini bolluğun ve bereketin, adaletsizliğin yerini adaletin, ahlaksızlığın yerini güzel ahlakın, kargaşanın yerini barış ve huzurun aldığı, İslam ahlakının hakim olduğu kutlu bir dönemdir. Güzel ahlakın tüm dünyada yaşanması, Peygamberimizin vefatından sonra kıyamete kadar gerçekleşecek olan ahir zaman alametlerinin en önemlilerinden biridir.

Peygamberimizin hadislerinde bu dönemi ve özelliklerini açıklayan detaylı anlatımlar yer alır. Peygamberimizin ardından bazı İslam büyükleri de ahir zaman hakkında önemli açıklamalarda bulunmuşlardır. Bu anlatımlara bakıldığında, ahir zamanın, birbirini izleyecek olan bir takım önemli olay ya da süreçlerle dolu olduğunu görürüz. Ahir zaman dünyanın büyük bir bozulma ve karmaşa yaşadığı, ancak sonra da gerçek dinin yaşanmasıyla kurtuluşa kavuştuğu bir dönemdir.

Ahir zamanın ilk aşamasında, dünya Allah'ı inkar eden bir takım felsefi sistemler nedeniyle dejenere olacaktır. İnsanlar yaratılış amaçlarından uzaklaşacak, bunun sonucunda büyük bir manevi boşluk ve ahlaki bozulma oluşacaktır. Büyük felaketler, savaşlar ve acılar yaşanacak, insanlar "Nasıl kurtuluruz?" sorusunun cevabını arayacaklardır. Bu dönemde İslam Dini, içine sokulan bir takım hurafeler ve batıl inanışlar nedeniyle aslından uzaklaştırılmıştır. Bir yanda ateizmi ve dinsizliği telkin eden felsefeler, öte yanda da dini içten tahrip eden bu tutucu güçler, insanlığı büyük bir karanlığa sürüklemişlerdir. (Harun Yahya, Altınçağ)

Ancak Allah, ahir zamanın bu büyük karmaşası altında ezilen insanları kurtuluşa ulaştıracaktır. Fitnelerin çoğalması, haramların helal sayılması, doğal felaketlerin tüm dünyayı sarması ve birbiri ardınca hayret verici olayların meydana gelmesi, tüm müminlere ahir zamanın yaklaştığını haber vermektedir. Ahir zamanın en büyük müjdesi ise İslam ahlakının yeryüzüne yayılmasıdır. Peygamberimizden aktarılan hadislerde ahir zamanda tüm dünyanın adaletle ve barışla dolacağı müjdelenmektedir. Bu döneme "Altınçağ" isminin verilmesinin nedenlerinden biri budur. Hadislerde emniyetin ve güvenin temin edildiği, yokluk ve fakirliğin ortadan kalktığı, silahların sustuğu bu dönem hakkında çok detaylı bilgiler verilmektedir. Kuran ahlakının yaşanmasıyla meydana gelecek olan adalet ve barış dolu dünyada, ürünlerde ve mallarda da çok büyük bolluk ve bereket yaşanacaktır. Böylece yokluklar, sıkıntılar ve açlık ortadan kalkacaktır. Gerçekten de daha şimdiden bilgisayar, gen ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler, bu gelecek dönemi doğrular şekildedir. Bilimde yaşanan gelişmeler insanın çevresini saran yaratılış delillerini daha yakından kavramasını sağlamaktadır. Tıp biliminde hastalıkların önceden teşhisi, robotlar, uydu teknolojileri ve daha birçok teknolojik alet, ahir zamanın alametleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Süratli bir şekilde yaşanan gelişmeleri iyi yorumlayabilen kişiler, Allah'ın müjdelediği bu kutlu dönemin alametlerinin çok açık olduğunu hemen fark edeceklerdir.

Hz. İsa'nın Dönüşü

Hz. İsa'nın dünyaya ikinci gelişi, Allah'ın Kuran'da Müslümanlara vaat ettiği bir müjdedir. Hz. İsa, diğer tüm peygamberler gibi Allah'ın insanları doğru yola çağırmakla görevlendirdiği seçkin bir kuludur. Ancak Hz. İsa'yı diğer peygamberlerden ayıran bazı özellikler vardır. Bunlardan en önemlisi onun halen ölmemiş, Allah katına yükseltilmiş ve yeryüzüne tekrar geri dönecek olmasıdır. Birçok insan Hz. İsa'nın geçmişte "bir şekilde" öldüğünü ve bir daha yeryüzüne geri dönmeyeceğini sanmaktadır. Bu inanç, Kuran'ı bilmemekten kaynaklanan önemli bir yanılgıdır. Kuran dikkatli bir gözle incelendiğinde Hz. İsa hakkındaki ayetlerin gerçek anlamları ortaya çıkmaktadır. Allah Kuran'da şöyle buyurmuştur:

"Hani Allah, İsa'ya demişti ki: "Ey İsa, doğrusu seni Ben vefat ettireceğim, seni Kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim." (Al-i İmran Suresi, 55)

Hz. İsa'nın yeryüzüne yeniden gönderileceği, Peygamber Efendimiz tarafından da müjdelenmiştir. Peygamberimiz, hadislerinde Hz. İsa'nın, özellikle Hıristiyan ve Yahudi dünyasına hitap edeceğini, onları içine düştükleri hurafelerden sıyrılıp Kuran'a göre yaşamaya çağıracağını bildirmiştir. Ahir zamanla ilgili olarak Peygamberimizin söylediği onlarca hadiste, onun gönderileceği dönemde tüm yeryüzünün barış, adalet, huzur ve refahla dolacağı müjdelenmektedir.

Tüm Hıristiyan ve Müslüman alemi, yüzyıllardır bu kutlu misafiri karşılamayı beklemektedir. Hz. İsa ile birlikte, tüm Müslüman ve Hıristiyanlar tek bir inançta birleşecek ve dünya "Altınçağ" olarak anılan büyük bir barış, güvenlik, mutluluk ve refah dönemi yaşayacaktır.

Bu makale, Araştırma Dergisi 03. sayı (Ocak 2002) 2. sayfada yayınlanmıştır.

Etiketler: Tarihin Sonu Francis Fukuyama
tarihsuuru.com
Bu yazı toplam 2122 defa okundu.
GoogleGoogle YahooYahoo FacebookFacebook DiggDigg Del.icio.usDel.icio.us
RedditReddit TwitterTwitter friendfeedfriendfeed myspacemyspace bloggerblogger
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş..
GÜNDEM
ALINTI YAZARLAR
“ ‘Vurun’ dedi, vurduk!” mantığı
YAVUZ BAHADIROĞLU
Mısır`ın fethi Osmanlı`ya dünya hakimiyetinin kapılarını açmıştı.
ERHAN AFYONCU
M.Kemâl Paşa Ne Yazık ki Hakikati Anlatmamıştır!...
AHMET ANAPALI
Devrim tarihinde bir gezinti
AYŞE HÜR
Cahili Kuşatmaya Karşı Cemaleddin Afgani’nin Örnekliği
HAMZA TÜRKMEN
Türkiye, nasıl içeriden teslim alındı?
YUSUF KAPLAN
Kimliksiz Şehir: İslahiye
MUSTAFA YILDIZ
Kahire de sizin Saraybosna da..
İBRAHİM KARAGÜL
Sadece tekkeler mi kapatıldı?
D.MEHMET DOĞAN
MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE
Cumhuriyet’te para-meta oyunu
ŞAMİL TAYYAR
Üniversite sınavında ter döken çocuklarımız...
SİBEL ERASLAN
Çanakkale'de Almanlara karşı savaşıyor da olabilirdik
MUSTAFA ARMAĞAN
Gündemden Notlar
AHMET VAROL
Devrimden çıkarılacak dersler
A. DİLİPAK
Mısır uleması ve 90'lık kahramanı
MUSTAFA ÖZCAN
Mübarek sonrası
SERDAR DEMİREL
AHMET KALKAN
Liberal eleştiri ve öneri
ALİ BULAÇ
Kıbrıs
HAKAN ALBAYRAK