Akif’i nasil bilirdiniz?
Küçük yaşta, hoca babasi ile Fatih camiine gidip orada babasi
namaz kilarken camide çocukça bir coşkuyla koşturan Akif’e annesi “Hocazâdem”
(Hoca oğlum, A.K.) diye hitap ederdi ki, bir çocuk için ne güzel bir sifat, bir
anne için ne edebî bir ifade.
Hocazâde ilk eğitimini babasindan almiş başarili bir çocuktur.
Yaşi ilerledikçe çocuksu coşkusu arifâne ve edebî bir olgunluğa
dönüşmüştür.
Eğitim safhasinin her kategorisinde dereceli başarisiyla göğüs
kabartmaktadir. Ancak bu başaridan baba Tahir Efendi bihaberdir. Çünkü Akif genç
yaşta iken babasini kaybetmiştir.
Başari Akif için sadece eğitimle sinirli değildir. O ayni
zamanda iyi bir güreşçi, boğazi yüzerek geçecek kadar iyi bir yüzücü, genç yaşta
iyi bir şair ve hatip, ahlâkini islam ile yoğurmuş iyi bir kul ve kendini ilmi
ve ahlâki yetiştirmiş faydali bir âlimdir. Bu kadar özelliği bir bünyede
buluşturan insandan ne beklenir?
Deha çapinda vatan, millet ve iman sevgisini hizmete dönüştürmek
beklenir ki, Akif de hem memuriyet hayatinin her safhasinda, hem mebusluğunda,
hem kanaat önderliğinde coşkusunu hizmetle bütünleştirmiş erdemli bir kuldur.
şimdi sorumuzu yenileyelim:
Akif’i nasil bilirdiniz?
Nasil bilirsiniz değil de, bilirdiniz diyoruz. Çünkü insanin her
an arzusu istikametinde öğreneceği şeyler vardir. Bu arzusunun neticesinde de
bildiklerine olumlu ya da olumsuz katkilar ilave olunmaktadir.
…
Bir arkadaşiyla düzenli kitap okuma seanslarinin düzenin
bozmamak için oturduğu semti değiştirdiğini bilmeseniz bile…
Yine bir arkadaşiyla (Hasan Efendi) üniversitede okuduğu
yillarda “Kim önce ölürse kalan kişinin, diğerinin çocuklarina da bakmasi” için
ahitleşmeleri ilkesi doğrultusunda, işsiz olduğu bir dönemde, kendi beş
çocuğunun yani sira, ölen arkadaşi Hasan Efendi’nin üç çocuğunu da yanina
alarak, onlara baba şefkati gösterdiğini bilmesiniz bile…
Bir dostuyla bir yerde buluşmak için sözleştikleri yere
gittiğinde, arkadaşinin buluşmayi unutmasi sonrasi, buluşma yerinde üç gün
boyunca beklediğini ve bunun örneğinin Resulullah’ta da olduğunu bilmeseniz
bile…
Akif milli mücadele yillarinda halki cihada teşvik için
Kastamonu Nasrullah Cami’deki vaazlarini, Balikesir Zağanos Paşa Cami’deki
hutbesini, çikarmiş olduğu Sebilürreşad ve Sirat-i Müstakim dergilerini duymamiş
olsaniz bile…
Duygu yüklü, mesnevi’nin en güzel örnekleri olan Safahat’ini
okumamiş olsaniz bile…
Birinci Mecliste mebus olarak yaptiği hitabetleri dinlememiş
olsaniz bile…
istiklâl Marşi’nin on kitasini ezbere bilmeseniz
bile…
Milletvekili olduğu dönemde beş parasiz olduğundan arkadaşinin
paltosunu ödünç aldiğini ve parasizliktan Taceddin Dergâhi’nda misafir
kaldiğini, buna rağmen istiklâl Marşi için konulan beş yüz lira ödülü
almadiğini, istiklâl Marşi’ni yazarken sadece iki adet kâğidi bulunduğundan bir
tanesini müsvedde olarak kullandiğindan ve diğer kâğidi temize çekmek için
kullanacağindan istiklâl Marşi’nin bir kismini Taceddin Dergâhi’nin duvarlarina
yazdiğini bilmeseniz bile…
Eğer “Kahraman Ordumuza” ithaf edilen istiklâl Marşi’ni,
anlamini düşünerek okumuş iseniz yukaridaki sorumuza şeksiz şüphesiz “iyi
biliriz.” cevabini verenlerdensinizdir.
Onu okudukça, onu taniyan edipleri dinledikçe, onda peygamber
ahlâkini göreceksiniz ve “iyi biliriz” terennümleri kalbinizde daha bir
derinlemesine yer edinecek.
Vatani için gecesini gündüzüne katan, istiklâl Marşi’nin ve
Çanakkale şehitlerine şiirlerinin şairine, “hak ettiği emekli maaşinin ölümüne 3
ay kalana kadar kendisine ödenmediğini, biriken miktarin ise hiç verilmediğini”
de iyi bilir misiniz? (Kaynak: MEB. Bilim ve Aklin Aydinliğinda Eğitim Dergisi,
sayi 73, sayfa 15.)
“Toprakta gezen gölgeme, toprak çekilince,
Günler şu heyulayi da er, geç, silecektir.
Rahmetle anilmak, ebediyet budur amma,
Sessiz yaşadim, kim beni nereden bilecektir?”
(M. Akif)
…
Ey ulu şair, ruhun şad olsun, biz Anadolu çocuklari seni
biliriz. Hem de kendimizi bildiğimizden daha “iyi biliriz.”
Selam ve muhabbetle.
Adem Kalınsaz