SİYASETNAME
İmam-ı Azam’ ın dilinden siyaset, İnsanları yönetme sanatıdır. Politika ise hem köken olarak hem de kavram olarak çok daha farklı bir anlam ifade eder. İnsanlık tarihinin ilk günlerinden beri hep güç, egemenlik, idare gibi siyasi kavramlar ardından iktidar, muhalefet, hırs, mücadele, politika ve savaş gibi kavramları da beraberinde getirdi. İlk çağlardan günümüze kadar binlerce savaş yaşandı ve bu savaşlarda milyonlarca insan ölüp gitti. Sebepler ise üç aşağı beş yukarı hepsinde aynıydı: Hâkimiyetini ve gücünü kabul ettirme şeklinde ifade edilebilecek siyasi savaş, ekonomik çıkar savaşları ve dini sebepli savaşlar.
Bu gün Ortadoğu coğrafyasında yaşananlara bakıldığında, saydığımız tüm sebepleri bir arada görmemiz mümkün. Eskiden dünyanın idare merkezi olan Osmanlı dünyaya adaletle nizam verirdi, bu günün güç ve zulüm merkezi ABD tüm dünyaya kanla, katliamlarla ve işkenceyle kan kusturmakta, yandaşı İsrail’le beraber dünyanın ekonomik kaynaklarının tümünün kontrolünü ellerinde tutabilmek için her yolu mübah görmekteler
Güçlü devletler kendi çıkarlarını, muhatap ülke idarecileriyle masaya oturup resmen pazarlık yoluyla korudukları gibi, pazarlık dışı olarak da ekonomik bağımsızlığını kazanamamış yarı bağımlı ülkelere değişik metotlar uygulayarak emperyalist çıkarlarını devam ettirme yoluna gidiyor. Bu cümleyi açacak olursak;
Bu çıkarların devamı yönünde, güdümlü siyasetçi, güdümlü aydının, güdümlü medya, hatta güdümlü terör örgütleri oluşturma metotları sayabileceğimiz önemli başlıklardır. Bunlar her dönemde ve her zeminde finanse edilen çevrelerdir. Zaten Türkiye ne çektiyse “Acaba Amerika ne der” endişesiyle yaşayan güdümlü ve liyakatsiz siyasetçilerden, Amerika menfaatlerini milli menfaatlerden daha fazla önemseyen olaylara hep batılı gözlükle bakan medya kalemşörlerinden ve yerli kültüre, millî-manevî değerlere düşman, sözde aydınlardan çekti. Asıl patron ise hep perde gerisi güçler oldu. Onların işaret ettikleri politikacı, iş adamı, bürokrat, vs. tüm kusurlarına rağmen bizzat desteklenerek öne çıkarıldı, istenilen noktaya taşınmalarına yardımcı olundu.
Ülkemizin başına musallat edilen ve yaklaşık 25 yıldır mücadele ettiğimiz dış destekli terör belasına kurban verilen koç yiğitlerin acısını sadece can evine ateş düşen ve ölünceye kadar da yüreğinin ateşi sönmeyecek olan analar çekti. Malum medya bu noktada hep teröristler adına insan haklarından dem vurdu. Güdümlü siyasiler ve güdümlü aydınlar ise günü kurtaracak, samimiyetten uzak demeç ve köşe yazıları ile milleti uyuttu. Toprağa verilen şehitler ve vatan için dökülen kanlar onların gücüne güç kattığı gibi, maalesef geri planda asıl sinsi emperyalist menfaatler korunmuş oldu. Savaş zamanı ölmemiz gerektiği için bizim olan vatan, barış zamanı nedense hiç bizim olmadı. Yönetime vatanın asıl sahiplerinin duygu ve inançları hiç yansımadı. Güdümlü odaklar marifetiyle inançlı insanlar eğitim öğretimden, yönetimden, kamusal alandan, hasılı devletten dışlandı
Esasen geri kalmış ülkelerde objektif medya diye bir kavram yoktur. Eskiyen suratların yerine yenisi getirilir, tutmazsa değiştirilip başka birisi denenir. Emperyalistler için şahıslar önemli değildir. Esas olan çıkarların korunmasıdır ve çıkarlar kiminle sağlanabiliyorsa onunla sağlanır. Renklerin de aslında onlar için pek önemi yoktur. Yeşili de, sarıyı da, kızılı da kullanabilirler, yerer ki ipler kendi ellerinde olsun.
Sonuçta bu coğrafyada yaşamanın bir bedeli var ve bugünlere yüzlerce yıldır çok bedeller ödeyerek geldik, hâlâ da ödemekteyiz. Artık bedel ödemek istemiyoruz, artık kanımız akmasın, artık umutlarımız kararmasın.
Ümitsiz değiliz. Yerli değerlere sahip siyasetçiler, millî manevî değerlere dost olan aydınlar ve olaylara adil ve vicdani sorumluluk duygusuyla ve milletin penceresinden bakabilen medya mensuplarının çoğalması inşallah perde gerisi güçlerin belini kıracak, inancında ve ümidindeyiz.
Gazi Hüseyin KILBAŞ