SABETAYCILIĞIN HİKAYESİ
Yahudi-Sabetaist yolunun kurucusu olan Rav Sabetay Sevi, 1622'de İzmir'de tüccar bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Babası Hol landa ve İngiliz şirketlerinin temsilciliği sayesinde servet sahibi olmuştu. Ailenin bu yeni üyesinin dinî konularda özel bir yeteneğe sahip olduğu anlaşıldığında dönemin tanınan din adamlarından ders almasına karar verildi. Rav Es-capa ve Rav de Alba, Torah ve Talmud konusunda onu eğittiler. Ancak genç Sabetay'ın mistik konulara girme arzusu olduğu bir süre sonra anlaşıldı.
Beklenen kurtarıcı Sevi miydi?
Sevi, genç yaşına karşılık Kabbala üzerinde çalışma eğilimindeydi. Melankolik ruhi yapıya sahip olması bir süre sonra mistik hayatın zorlukları ile birleşince anlaşılmaz eylemlerde bulunmasına yol açacaktı. Sık sık oruçlar tutuyor, bedenini yıkıyor ve uzunmüddetler boyunca yalnız başına tefekküre dalıyordu. Ailesi kendisini üç kez evlendirdiyse de bu evliliklerinde eşlerine dokunmadı ve Torah ile evli olduğunu söyledi. Sabetay Sevi, Kabbala'nın özellikle Mesih'le ilgili bölümlerinden çok etkilenmişti. o kadar ki bir süre sonra Kabbalistik hesaplamalar sonucunda kendisinin beklenen kurtarıcı olduğuna inanmıştı, üstelik yaşanan hummalı ve karamsar ortam da onun bu inançlarını destekler nitelikteydi.
Mutasavvıflarla yapılan mehdilik tartışmaları
Sevi, 1648'de Sinagogda Tann'nın ağza alınmayacak olan ismini söyleyerek büyük tepki toplar, ancak isac Slyvera isimli bir zahit onun Mesihliğine inanacaktır. Bu mesihliğinin açıkça ilânıdır. Ancak tabii olarak dinî otoritelerin tepkileriyle kar şılaşacaktır. Bir süre sonra da İzmir'den ayrılmak zorunda kalacaktır.
1650-51'de İstanbul'da Abraham Yachini adlı bir kişi kendisine beklenen Mesih olduğuna dair bir belge verecektir. Bu yıllarda Sevi'nin İslâm mutasavvıflarıyla da ilişkileri olmuştur, özellikle kendisini Müslümanların beklediği Mehdi olarak kabul eden Niyazi Mısrî isimli bir dervişle aralarında geçen teorik çalışmaların daha sonraları öğrencileri tarafından da oluşturulan kuramlarda etkili olduğu anlaşılmaktadır.
Bu yıllarda Osmanlı topraklarında da karışıklıklar vardır, bazı din adamları Mehdi oldukları iddiasıyla ortaya çıkmışlardır. Ayrıca Anadolu'nun siyasi coğrafyasında da terör egemendir. Hıristiyan dünyası da benzer bir kurtarıcının beklentisi içindedir. Sevi; bu yıllarda sürekli olarak Kabbala'nın içindedir, sık sık vecd halini yaşamakta, kendince ilhamlara kavuşmaktadır.1664'de tanıştığı Gazzeli teolog Nat-han Benjamin Levi onun yaşamında bir dönüm noktası olacaktır. Kendisine Mesih olduğunu haber veren "Peygamber" Nathan'dır o (!) Tıpkı Tanah'ta yer alan Kral David'in peygamberi Nathan gibi...
"Efendimiz, Türk'ü tahtından indirecek"
Sevi, 1665'te İzmir'e döndüğünde artık kendisine inanan bir kitle ile karşı karşıyadır.
İnsanlar çıldırmıştır, dünyanın her tarafından Yahudiler akınlar halinde gelmiş ve kente, Sevi'nin evinin çevresine yerleşmişlerdir. Artık Mesihî dönem baş-lamıştır, çılgınlık had safhadadır. Kimse neler olacağını kestirememektedir, hahamların baskı ve yıldırmalarına karşılık insanlar Sevi'ye tapmakta, onun Sinagoglardaki vaaz larında taşkınlıklar yapmaktadırlar. "Efendimiz, Türkü tahttan indirecek ve dünyayı onsekiz krallığa bölecektir" demektedir inananlar.
Her yerde Polonya'dan Amsterdam'a, Almanya'dan Filistin'e kadar bütün cemaat lerde durum aynıdır. Mesih bütün yasakları lağvetmiştir, kadınlara dua yönettirmek-te, dinî yemek kurallarını ihlal etmektedir. Hahambaşılıkların onu öldürmesi için üzer ine gönderdikleri kişiler ona inanmaktadırlar. Din otoriteleri belki de tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çaresizdirler. Yapılabilecek tek şey kalmıştır, saraya haber
vermek ve yardım istemek.
İstanbul'a hareket...
30 Aralık 1666'da Mesih istanbul'a hareket etmek üzere yola çıkar. O zamana kadar Yahudilerin genel olarak siyasi otoriteye karşı bağlı olmaları ve hiçbir zaman politik hareket etmemeleri Osmanlı idarecilerini bu olaya karşı kayıtsız bırakmıştır. Ancak her yerden gelen haberler ve ihbarlar önlem almaya iter sarayı. Sevi'nin gemisi durdurularak Mesih Çanakkale'deki Aydos kalesine hapsedilir. Bu hareket, müritlerin çılgınlıklarını had safhaya ulaştırır. Saray'ın bu olaya neredeyse hiçbir tepki göstermemiş olması Zohar'da yazılanların gerçekleşmesi olarak yorumlanmıştır. İnananlar şimdi de buraya akın etmektedirler.
Sevi, Müslüman oluyor
Sevi'ye kendisinin Mesih olmadığına inandırmaya gelen Nehemya Kohen adlı bir hahamla aralarında saatlerce süren tartışmalar geçer. Bu haham, Sevi'ye fikirlerini kabul ettiremeyeceğini anlayınca kendisini yalan ifadelerle ihbar eder ve Müslüman olur. Divana çıkarılan Mesih, Müslüman olmaya zorlanır. Mesih'in din değiştirdiği haberi hızla tüm cemaatler arasında yayılır.
Umutsuzluk ve hayal kırıklığı bir anda her yerde egemen olacaktır. intihar edenler olduğu gibi küçük bir kitle de din değiştirerek Mesihle aynı yolu takip eder. Hatta daha sonra gizli Sabetaycılar olarak adlandırılacak bir grup da din değiştirmeden Mesih'e inanacaktır. Sabetay Sevi'ye ve onunla beraber din değiştirenlere Sarayda görev verilir ve maaş bağlanır.