Osmanlı güçlü ve ihtişamlı bir devreden sonra gerileme dönemine girmiş ve
Batı karşısında üst üste mağlubiyetler almıştır. Osmanlı yönetimi bu
mağlubiyetlerin kaynağını askeri alandaki bozulmalara bağlamış ve bu alanda
iyileştirme hareketlerine......
Pozitivizm ve Osmanlı'da
Doğuşu
Osmanlı güçlü ve ihtişamlı bir devreden sonra gerileme dönemine girmiş
ve Batı karşısında üst üste mağlubiyetler almıştır. Osmanlı yönetimi bu
mağlubiyetlerin kaynağını askeri alandaki bozulmalara bağlamış ve bu alanda
iyileştirme hareketlerine girişmiştir. Bu girişimlere rağmen Batı karşısındaki
mağlubiyetler devam edince Osmanlı devlet adamları Batıyı araştırma ihtiyacı
hissetmiştir. Netice itibari ile Batı karşısında geri kalmışlığını kabul eden
Osmanlı, Batıyı kendi model olarak almıştır. Bu eylem Osmanlı’nın Batılılaşma
sürecini oluşturur. Osmanlı Batının gücünün kaynağının bilimsel gelişmeden
kaynaklandığını tesbit etmiş ve çalışmalarını özellikle bu alanda
yoğunlaştırmıştır. İşte Osmanlı’nın bu Batılılaşma süreci esnasında Batı’da
hakim felsefe Pozitivizm’dir. Batı’yı alternatifsiz kendisine model alan
Osmanlı’ya Pozitivizm’in girmesi zor olmamıştır. Fransa’da doğan Pozitivizm Kısa
sürede Osmanlı sınırlarına ulaşmış ve yayılmışsa da geniş kitleleri
etkileyememiştir. Gerekli ilgiyi göremeyen Pozitivizm, Osmanlı’nın tarih
sahnesinden silinmesi ile kurulan Yeni Türkiye’nin Cumhuriyetin’de yapılan
inkılaplarının ruhunu oluşturmuştur.
Osmanlı’da Pozitivizm
Pozitivizm Nedir?
İnsan için bilgide önemli olanın yalnızca
olguları araştırmak olduğunu savunan akımdır.
Bu akıma göre insan;olgular
arasında var olan değişmez ilişkileri ya da doğal yasaları bulmalıdır. Bu
anlayışın kurucusu ve temsilcisi Auguste Comte’dur. Comte Fransız devriminden
sonra oluşan toplumsal karmaşayı yeni bir toplumsal düzenleme ve reformla
ortadan kaldırmayı denemiş bir Fransız düşünürdür. Aynı zamanda Sosyolojinin de
kurucusu kabul edilir.
Comte toplumu bilim yoluyla yeni baştan düzenlemeyi
amaçlamıştır.Ona göre toplumun kurtuluşunu sağlayacak tek şey pozitivizmdir.
Comte kainatın içinde bir parça olan ve bütünü tamamlayan müsbet bilimi (fenni)
kainatın merkezine oturtmak istemiştir. Bunu yaparken kendisi haklı çıkarmak
için bir çok hakikati görmezlikten gelmiştir. Mesela her biri birer bilim dalı
olan piskoloji ve sosyolojiyi, ampirik değer taşıyan biyolojiye indirgemiştir.
Dünyamızın içinde bulunduğu güneş sistemi dışında birçok galaksi, güneş
sistemleri olduğunu bildiğimiz halde Astronominin sadece güneş sistemi ile
ilgilenilmesini istemiştir. Felsefeyi ise olayları formüle eden bir bilim
dalından ibaret görmüştür. Comte bunları yaparken bilim dallarını somut olmaları
ve pragmatik getirilerinine göre değerlendirmiştir. Görülmeyenle uğraşmanın
gereksiz olduğuna inanmış, somut olana yönelmek gerektiğini
vurgulamıştır.Comte,tarihi toplumsal evre anlayışını Üç hal kanunu ile
açıklar;
1-Teolojik evre;fenomenlerin Tanrısal ya da manevi nedenlerle
açıklandığı evre
2-Metafizik evre; olayların oluşunun soyut kuvvetlerle
açıklandığı dönem toplumsal olayların özgürlük,eşitlik gibi soyut kavramlarla
açıklanması,
3-Pozitif evre; Bu evrede insan sadece gözlemlenebilir olana
yönelir.Yalnızca olaylar arasındaki yasalar ya da değişmez bağlantılar
incelenir.O’na göre bu evre insan düşüncesinin ve gelişiminin en yüksek
basamağıdır.
Bu şekilde Özetlediğimiz Comte’nin Pozitivizmindeki Üç hal
yasasının esaslarını Saint Simon ortaya koymuştur. Comte bu esasları sadece
sistemli hale getirmiştir. Dolaysıyla denebilir ki Pozitivizmin temelleri Saint
Simon tarafından atılmıştır.
Osmanlı'da Pozitivizmin Doğuşu
Osmanlı
Devleti’nde eğitim sisteminde bozulmalar 16. yy’da başlamıştı. Bu bozulma bir
müddet sonra Avusturya’nın başını çektiği bir Avrupa ittifakına karşı ağır bir
yenilgi alması ile su yüzüne çıkmaya başladı. Devlet-i Aliyye 1699 Karlofça
Antlaşması ile ilk kez toprak kaybına uğramıştı. Kurumlardaki bozulmaların
neticesinde sürekli toprak kaybı devlet adamlarını çareler aramaya yöneltmiştir.
Batının üstünlüğünün kabul edilmesi ile özellikle III. Selim ile Nizam-ı Cedid
adı altında köklü ıslahatlar
başlamıştır.
Bu ıslah hareketleri II. Mahmut döneminde zirveye çıkmıştır. Batının ilminin
alınması devletin sorunlarını hal edeceği düşünce Osmanlı devlet adamlarında
hakim idi. Bu amaçla özellikle eğitim alanında ıslah ve yenileşmeye önem
verilmiştir.
Tanzimat’ın ilanından bir süre sonra Osmanlı Devlet Adamlarının
Bozulmanın çaresi olarak eğitim kurumlarının iyileştirilmesi ve ilme önem
verilmesini görmeleri Pozitivizmin kurucusu Aguste Comte’nin dikkatini çekmiş
olmalı ki Mustafa Reşit Paşa’ya bir mektup yazar ve Osmanlı’nın Pozitivizme
hazırlanmasını ister. II. Mahmut ile birlikte Batılı manada açılan yeni eğitim
kurumlarının başına yine Avrupalı eğiticiler getirilmiştir. Eğitimin Batılı
eğiticilerin eline verilmesi bu kurumlarda eğitim gören talebeleri menfi manada
etkilemiştir. 1847 yılında Tıp Fakültesi'ni ziyaret eden Batılılar (Meselâ, Mac
Farlane) hayretler içinde kalmıştı. Çünkü Tıp Fakültesi'nde tamamen pozitivist
ve materyalist bir eğitim yapılıyor, Fransız İhtilali'ni hazırlayan materyalist
filozofların hemen bütün kitapları burada okunuyordu. Mac Farlane'in şu cümlesi
ise durumu çok iyi anlatır. "Çoktan beri bu kadar düpedüz materyalizm
kitaplarını toplayan bir kolleksiyon görmemiştim".
Mac Farlane davet edildiği bir toplantıda
gördüklerini ise şöyle dile getirir: "Doktorlara ve Türk asistanlarına ayrılan
mükemmel döşenmiş bir salona davet edilmiştim. Kanepenin üzerinde bir kitap
vardı. Alıp baktım. Bu da Baron d'Holbach'm dinsizlik kitabı olan "Systeme de la
Nature"un en son Paris baskısı İdi. Kitabın çok okunmakta olduğunu sayfalarından
bir çok parçalarının işaretlenmiş olmasından anladım. Bu parçalar özellikle
Tanrı'nın varlığına inanmanın saçmalığını, ruhun ölmezliği inancının
imkânsızlığını matematikle gösteren parçalardı. Kitabı yerine koyarken Türk
doktorlarından biri yanıma geldi. Fransızca olarak şunları söyledi: "C'est un
grand ouvrage! C'est un grand Philosophe! il a toujo-urs reison!'. (Bu büyük bir
filozoftur! Bu büyük bir filozofun eseridir! O daima haklıdır).
Temelinde deney ve gözlem olan ayrıca tek amacı olgular arasındaki değişmez
ilişkileri yada doğal yasaları bulmak olan Pozitivizmin İnançlarına bağlı bir
devletten yayılması çok zordu. Bu nedenden dolayı Osmanlı’ya pozitivizm ilmi
alandan değil de edebiyat yolu ile girmiştir. Başta Beşir Fuad omak üzere
Hüseyin Cahit (Yalçın), Ahmet Rıza, Tevfik Fikret, Ahmet Şuayb, Satı Bey, Bedi
Nuri, Rıza Tevfik, Salih Zeki, ve Ziya Gökalp Pozitivizm’in Osmanlı’da
yayılmasını sağlamışlarıdr. Pozitivizm’in yayıcısı bu yazarlar sadece
nakilciydi. Avrupa Pozitivizmini Osmanlı tebaasına benimsetme kaygısında
idiler..
Yabancı
Okulların Pozitivizmin Yayılmasındaki Etkisi
Osmanlı’da ilk yabancı okul 1626’a Fransa’ya tanınan imtiyazlar
neticesinde başkentte açılmıştır. Bu okul İstanbul’a gelen Latin azınlığın
tarikat okulu idi. Zamanla bu tarz okulların sayısı arttı. Birçok yabancı okul
izinsiz bir şekilde açıldı. Devlet bu okulları denetlemekte zafiyet gösterdi.
Korsan bir şekilde faaliyet gösteren bu okullar devlete daha sonra çok zarar
vermiştir. 19. yüzyılda Osmanlı devletinde Yabancı okulların sayısı bu okulların
etkinliğini ve yaygınlığını göstermesi açısından önemlidir… Uygur Kocabaş’ın
araştırmasına göre, 19. yüzyılda Osmanlı topraklarında
" Amerikan okulları
(465), İngiliz okulları (83), Fransız okulları (72), İtalyan okulları (24),
Avusturya okulları (7), Alman okulları (7), Yunan okulları (3)
İran okulları
(2), açılmıştır.” Bu okullar dışında izinsiz açılmış okullarda vardır.
Dolaysıyla Osmanlı toprakları içinde yabancı okulların sayısı hiçbir zaman
netlik kazanmamıştır.
Pozitivizmi Osmanlı’ya özellikle bu okullar taşımıştır.
Bu taşıma gerek dolaylı gerekse doğrudan bir şekilde olmuştur. Başlangıçta dini
etkinliklerin merkezi olan ve tarikat okulu mahiyetindeki bu okullar
Osmanlı’nın hukuk, tıp, askeri vs alanlarda eğitim kurumları açması bu
okullarında faaliyet alanını değiştirmişti. Osmanlı1834'te Harbiye Mektebini
açtı. Sultan Abdülaziz devrinde (1861-1876) 1867'de Fransız devletinin maddî ve
manevî büyük yardımlarıyla Fransızca eğitim-öğretim yapılan Galatasaray Lisesi
kuruldu. Yıllarca İmparatorluğun yönetici kadrolarını, aydınlarını yetiştiren bu
okulun müdürü ve hocalarının çoğu Fransızdı. Galatasaray Lisesi'ni 1874 yılında
Robert Koleji takip etti. Bu kolej de, Amerikalı zengin Mr. Robert'in
bağışlarıyla kuruldu. Bu kolejin de yöneticileri ve hocalarının büyük bir kısmı
yabancıydı. Her iki okulun da, Türkiye'nin Batılılaşmasında ve Türk aydınlarının
pozitivist bir hayata bakış tarzına sahip olmasında önemli rolleri oldu. Bu
kurumlarda yabancı dil öğrenen ve ilerde Osmanlı’nın aydın kadrosu içinde
bulunacak kişilerin yabancı dil öğrenmiş olmaları Batı kaynaklı eserler türcüme
etmelerinde rol oynamıştır. Özellikle akımın güçlü temsilcilerinden Beşir Fuat,
Pozitivizmi yaptığı tercümelerle Osmanlı’ya tanıtmıştır.
Akımın
Temsilcileri
Osmanlı Tpraklarına Pozitivizm Edebiyat yolu ile girmiştir. Pozitivizm
Tanzimat ile birlikte Osmanlı sınırlarına dayanmıştı. Fakat bu dönemde Osmanlı
muharrirleri geleneklerine bağlı olduğu için koyu bir positivist değildiler.
Mesela Şinasî, Ziya Paşa, Namık Kemal, Abdülhak Hâmid , Recaizâde Mahmut Ekrem
gibi Osmanlı yazar ve aydınları geleneklerine bağlı idiler. Yabancı dil
bilmeleri kendilerine Batı kaynaklı kitaplar okumalarını sağlamıştır. Bu
yazarlar kitap tercümeleri ve çıkardıkları dergilerle pozitivizmin Osmanlı’da
yayılmasını sağlamışlar ve ilerde koyu pozitivistlerin ortaya çıkmasına zemin
hazırlamışlarıdır.
Pozitivizmin doğuşunda en büyük etki eden yeni
edebiyat ve fikir hareketi olan Servet-i Fünun dergisidir ve 1894’te Abdülhamit
devrinde kuruldu. Serveti- Fünun hareketinin ağırlık merkezini teşkil eden
edebiyat çığırı, başında Recaizade Ekrem olmak üzere “Edebiyat-ı Cedide” diye
tanınır. Dergi başlangıçta yalnız Batı’ya ait ilmi-fenni bilgiler verirken,
sonradan edebi akım halini aldığı için, ona her şeyden önce fikir hareketi demek
gerekirken memleketimizde henüz fikir tarihini yazma geleneği kurulmadığı için
bu yeni dergiyi ve onun açtığı çığırı edebiyatçılar kendilerine mal ederek
yalnız bir edebiyat akımı gibi göstermektedirler.
İlk tanınmış Türk pozitivisti ise Beşir Fuat'tır (1852-1887). 1852
yılında doğan Beşir Fuat, ilk tahsilini Fatih Rüşdiyesi'nde yapar. Daha sonra
Cizvitler Mektebi'nde okur. Fransızca'yı burada öğrenir. 1867-1870 yılları
arasında Askerî İdâdi, daha sonra ise Harbiye'de tahsiline devam eder.
Harbiye'yi bitirdikten sonra çeşitli askeri görevlerde bulunur ve 1884'te
askerlikten ayrılır. "Beşir Fuat, pozitivizmin kurucusu Auguste Comte'un ve onun
muakkipleri olan Littre, Claude Bernard, Spencer, Stuart Mil ve Lewes'in hemen
bütün eserlerini okumuş ve benimsemiştir". Ayrıca materyalist ve ateist Ludwig
Buchner'in de onun üzerinde önemli tesirleri vardır. Beşir Fuat, hayatı boyunca
çevresindeki insanlara onların eserlerini tavsiye eder. Beşir Fuat’tan sonra
gelen Ahmet Rıza, Tevfik Fikret, Ahmet Şuayb, Hüseyin Cahit (Yalçın), Beşir
Fuat’tın çizgisinde gitmişlerdir. Yaptıkları tercüme, çıkardıkları dergi ve
gazete yolu ile Pozitivizm’in önde gelen temsilcileri olmuşlardır. Bu kişilerin
yanı sıra Satı Bey, Bedi Nuri, Rıza Tevfik, Salih Zeki ve Ziya Gökalp bu akımın
temsilcilerindendir.
Sonuç
Pozitivizm Osmanlı’nın Batılılaşma
sürecinin içinde bir devredir ve etkileri günümüze kadar devam etmektedir.
Osmanlı Yüzünü alternatifsiz batıya çevirdikten sonra kendisine yararlı
olabileceğini düşündüğü her fikir hareketinin bir temsilcisi olagelmiştir. Bu
fikir hareketlerinden bir tanesi de Pozitivizmdir.
Tanzimat fermanından
itibaren Pozitivizm Osmanlıya getirmek istenmiş ise bu mümkün olmamıştır. Çünkü
Oguste Comte Batıdaki Hıristiyanlığı gericiliğe mahkum etmiş, ilerlememin ve
bilimin gelişmesi önünde Hıristiyanlığı bir engel olarak görmüştür. Pozitivizm’i
aynen Kabul etmiş olan Osmanlı aydını da ilerlemenin ancak dinin dışında
gerçekleşebileceğine inanmıştır. Oysa Osmanlı insanı gelenlerine bağlı ve
ziyadesiyle dindardı. Bu da Pozitivizm’in Osmanlı’da yayılmasını engellemişti.
Bilimin ve bilimsel çalışmanın sonucu olarak Pozitivizm Osmanlı’ya
girememiş, ancak edebiyat yolu ile girebilmiştir. Buna etki eden unsurlardan bir
yabancı okullardır. Yabancı okullarda eğitim görmüş ve yabancı dil öğrenmiş
Osmanlı okumuşu Pozitivizmin Osmanlı’ya girişini ve yayılmasını sağlamıştır.
Osmanlı aydını Pozitivizmi alırken değiştirmeden aslına sadık bir şekilde
almıştır. Pozitivizmin temsilcileri Pozitivist düşünürlerin eserlerini tercüme
etmişler ve Osmanlı’da Pozitivizmin bu şekilde temsilcisi olmuşlardır. Batı’dan
aldıkları felsefi görüşleri sapı ve samanı ile almışlardır. Bu algılama
yanılgısı yüzünden Pozitivizm sadece aristokrat küçük bir zümre tarafından Kabul
ve destek gördü. Batı Hıristiyanlık ilerlemenin önünde engel görülmüş ve
Pozitivistler Hıristiyanlığı saf dışı etmek istemişlerdir. Osmanlı
Pozitivistleri de Osmanlı topraklarında aynı şeyi yapmak istemişlerdi. Oysa
Osmanlı Batı değildi. Hıristiyanlıkta İslamiyet’le eşdeğer
değildi.
Kaynakça
1. ÜLKEN,H Ziya; “Türkiye de Çağdaş
Düşünce Tarihi” ülken yayınları, 8.Baskı, İstanbul-2005
2. Türkler
Ansiklopedisi 14.cilt Ankara-2002
3. KORLAELCİ, M;Modern Türkiye’de Siyasi
Düşünce Tarihi, Cilt1,2002
4. Çetinkaya B.Ali: Modern Türkiye’nin Felsefi
Kökenleri.
5. DEMİRTAŞ,Barış; u.ü. Fen-edebiyat fakültesisosyal bilimler
dergisi Yıl: 8, Sayı: 13, 2007/2, “jön türkler bağlamında osmanlı’da Batılılaşma
hareketleri”
6. ÇETİNKAYA B.Ali; Modern Türkiye’nin Felsefi
Kökenleri
7. KOCABAŞOĞLU,Uygur; Kendi Belgeleriyle Anadolu'daki Amerika, Arba
Yayınlan, İstanbul. 1989