Otuz Beş Gün...
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Otuz Beş Gün...
HASAN BOZDAŞ
hasanbozdas@tarihsuuru.com
18 Mayıs 2011 Çarşamba Saat 21:07

"Bir aydan biraz daha fazla, azıcık yorulmasan çocuğum..."

"Biri hem düşünüp hem ağlıyorsa, ve üstüne üstlük hastaysa da mı hocam?"

Hiç iyi bir romancı olamadım, hiç roman da yazmadım zaten...

"Ben salağım" dedi sinir harplerinin feminist komutanı; pek isabetli bir tahminle pek aşağılanmıştım oysa...

İklimler dönemeçte, hiç gelmeyecek bir yaz kokusu arıyorum. Ne bu? Veda saatimi bir ütopyaya kilitlemedim, şunun şurasında otuz beş gün, bir aydan biraz daha fazla...

Ama yollar...

Yolculuklar hep bir başka süsü yalnızlığın...

Yalnızken de ölür mü insan?

"Dr. Ahmet sallanma, beni sen keseceksin!"

Ya gidecek ya ölecektim. Ya gidince öleceketim, ya ölünce gidecektim anla işte şaşaâlı kripteks.

Otuz beş gün, bir aydan biraz daha uzun...

En iyi arkadaşımın babam olduğu yıllar gibi, öyle pek kimseler bilmez; ender zamanlardır onlar. Kıkırdak ucu bir sancı ya özlem, tuzlanmış bir mantıktan ve yorulmaktan hep...

Dili varmıyor sormaya kalemimin siz de anlayın profesör, yani bu yorgunluk dediğiniz, yani ne olur mesela, yani evet de nedir yani?

"Dr. Ahmet kaçmak yok, doğranmak için yatıyorum o masaya!

Abi kontenjanım boşaldı birden; ne zavallı bir seraptı ve ben kendimi ne zannetmişim asırlardır, örtülmüş üstü vefanın. Ağrım çok...

Bu yazıyı bitirdiğimde mi işleyecekti dakikalar, yoksa çoktan beri bir otuz beş gün mü vardı ensemde...

Bu soruyu soracak vaktim olsaydı, belki yaşamaya ayırırdım...

Çok değil iki hafta önce, belki Elif Gökalp'i en son o yokuşta dinledim. Belki adını hiç öğrenemediğim o çocuğu en son gördüğüm yerdi kızıl cadde...

Ankara'da doğmak belki de, ölmeyi düşünmem gerek. İnsanın Ankara'da ölmek için haklı bir sebebi olmalı.

Sonra, en iyi arkadaşımın babam olduğu zamanlarda bile ayrılığa bu kadar zaman ayırmamıştım. Ne olmuşum ben böyle?

Otuz beş gün...

Bir aydan biraz daha fazla...

Bu defa son bir ayrım; ya gideceğim ya ölecek. Ya gidince öleceğim, ya ölünce zaten gidecek. Siz ne dersiniz hocam?

"..."

"Dr. Ahmet sen de gel, sen olmadan ölmem ben..."

Bütün çıkışlarımı sarp yamaçlarda hendeklere dolurmuşlardı. Beyaz bir gelinlikti o zamanlar gece, kire bürünmemişti. Değme taşlara takılır kalırdı yolcular, sonra bir gece bütün yorgunluğum kan olur akardı...

Dr. Ahmet, abim olur. Nerede olduğunu bilen yok, başımda olmalı. Ağlıyor...

O gece ölmüşüm ben...

tarihsuuru.com
Bu yazy toplam 1216 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş..
GÜNDEM
ALINTI YAZARLAR
“ ‘Vurun’ dedi, vurduk!” mantığı
YAVUZ BAHADIROĞLU
Mısır`ın fethi Osmanlı`ya dünya hakimiyetinin kapılarını açmıştı.
ERHAN AFYONCU
M.Kemâl Paşa Ne Yazık ki Hakikati Anlatmamıştır!...
AHMET ANAPALI
Devrim tarihinde bir gezinti
AYŞE HÜR
Cahili Kuşatmaya Karşı Cemaleddin Afgani’nin Örnekliği
HAMZA TÜRKMEN
Türkiye, nasıl içeriden teslim alındı?
YUSUF KAPLAN
Kimliksiz Şehir: İslahiye
MUSTAFA YILDIZ
Kahire de sizin Saraybosna da..
İBRAHİM KARAGÜL
Sadece tekkeler mi kapatıldı?
D.MEHMET DOĞAN
MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE
Cumhuriyet’te para-meta oyunu
ŞAMİL TAYYAR
Üniversite sınavında ter döken çocuklarımız...
SİBEL ERASLAN
Çanakkale'de Almanlara karşı savaşıyor da olabilirdik
MUSTAFA ARMAĞAN
Gündemden Notlar
AHMET VAROL
Devrimden çıkarılacak dersler
A. DİLİPAK
Mısır uleması ve 90'lık kahramanı
MUSTAFA ÖZCAN
Mübarek sonrası
SERDAR DEMİREL
AHMET KALKAN
Liberal eleştiri ve öneri
ALİ BULAÇ
Kıbrıs
HAKAN ALBAYRAK