Oysa harem, yabancı yazarların hiç görmeden yazdıkları
seyahatnamelerinde anlattıkları gibi, bir “mutsuz kadınlar hapishanesi”
değil, öncelikle padişahların evidir.
İkincisi: Kadının dikkat, liyâkat ve zekâsına göre yükseldiği bir “Kadın Üniversitesi”dir (Erkeklerinki de Enderun’dur).
Yedi-sekiz senelik mecburi bir eğitim sürecinde çeşitli sınavlardan
geçtikten sonra, “çırak” çıkarılanlar (birisiyle evlenip haremden
ayrılan cariyeler) yerleştikleri semtin öğretmenliğini yapar, o semtin
kadınlarına ve kızlarına okuma yazma, edep-erkân, hayır-hasenat,
nezaket, görgü, Kur’an-ı Kerim, biçki-dikiş, nakış, oya, dantel
öğretirlerdi.

“Saraylı Ana”nın konağında haftanın belirli günleri yapılan “kadın
kadına” toplantılarda güzel sesli hafızlar Kur’an okuduktan sonra,
çeşitli kitaplar okunur ve okunan metin üzerine ciddi tartışmalar
gerçekleşirdi.
Böylece “Saraylı Ana”nın konağı bir nevi “Halk Üniversitesi”ne
dönüşürdü. Mahallenin kadınları ve kızları da bu “üniversite”nin
öğrencileri olur, bu sayede bilgi ve görgülerini artırırlardı.
Zaten kitap okumak, Osmanlı saray kadınının tutkusuydu. Padişah
eşlerinin ve kızlarının özel dairelerinde, haremde bulunan genel
kütüphanenin dışında mutlaka bir kitaplık bulunurdu.
Çocuklarımızın doğru düzgün yetişmemesinde, sanırım kadının kitaptan
kopuşunun büyük rolü var. Bilgisiz ilgi, çocukların geleceğini inşa
etmiyor!
Malum “Yuvayı dişi kuş yapar.”
Atasözü deyip geçmeyin: Bilirsiniz, atasözleri hayatın içinde damıtılmış tecrübeleri yansıtır. Bu bakımdan önemsenmelidirler.
Önemsediğim atasözlerinden biri de işte bu “Yuvayı dişi kuş yapar”
sözüdür. Bu atasözünde, toplumun oluşumunda kadının konumu vurgulanıyor.
Onu “ailenin bel kemiği” yapıyor.
İsveçli Prof. Gaston Jezz bu gerçeği keşfedebilmiş nadir Avrupalılardan biridir. Şöyle diyor:
“Ben Batılı bir âile hukuku profesörü olarak diyorum ki; Türk milletinin elinden âile nizâmını alınız, geriye hiçbir şey kalmaz.”
Bu nizamın mimari kadındır ve bunun için de baş tacıdır!
A. L. Castellan ise şöyle diyor: “Türkler başkalarının
kadınlarına azami derecede hürmet ederler ve gezinti yerlerinde tesadüf
ettikleri kadınlara gözlerini dikip bakmayı haram sayarlar.”

Mareşal Moltke’nin söylediklerine de bir göz atalım:
“İtiraf etmeliyiz ki; bizde bir genç kız, nişanlılıktan evliliğe
geçince bir derece daha itibardan düşer. Çünkü şehvetperest erkeklerin
âşıkane iltifatları kesilir. Şarkta ise evlilik, kadını yüceltir; zira
evin tek hâkimi kadındır.”
Mareşal Moltke’nin sözlerini yüksek sesle tekrarlayalım:
“Evin tek hâkimi kadındır.”
Evin hâkimi olan topluma da hükmeder!
Demek oluyor ki, bize öğretilenin aksine, Osmanlı kadını ezilen, horlanan, aşağılanan bir tip değil, saygı gören bir figürdür.
Geleceğin padişahları (şehzadeler) bile onların elinde yetişir.
(Yavuz Bahadıroğlu, Yeni Akit, 2010-10-18)
***
Osmanlı’da en yüksek maaş kime veriliyordu?

En fazla maaşı padişah alıyor sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Benjamin
Franklin Ödüllü yazar Aslı Sancar, Osmanlı Devleti’nde en yüksek maaşı
padişahların değil Valide Sultanlar’ın aldığını söyledi. Sancar, “Valide
Sultan’a, padişahın maaşının 3 katı veriliyordu” dedi.”Osmanlı’da
Kadının Yeri” üzerine araştırmalar yapan ünlü yazar Aslı Sancar, batının
Osmanlı Kadını hakkındaki peşin hükümlerini “Osmanlı Kadını: Efsane ve
Gerçekler” isimli kitabıyla silmeyi başardı. Sancar’ın İngilizce olarak
kaleme aldığı eser, Avrupa’nın en prestijli ödülü olan Benjamin
Franklin’e layık görüldü. 2008 yılı Tarih/Politika ve kapak tasarımı
kategorilerinde ödülleri kucaklayan kitap, batının Osmanlı kadını
hakkında doğru bildiği yanlışları, tarihi belgelerle düzeltiyor.
KAYITLAR İNCELENDİ
Sancar şöyle konuştu; “Avrupalılar, Osmanlı kadını hakkında bilgi
edinebileceği kaynak konusunda sıkıntı yaşıyor. Batı, yıllarca Osmanlı
Devleti’nin kadına 2. sınıf vatandaş muamelesi yaptığını düşündü.
Kadının hapsedildiğine inandırıldılar. Kitabı okuyunca da Osmanlı’nın
gözlerindeki imajının değiştiğini belirttiler. Bu beni çok mutlu etti.”
Osmanlı Devleti’nde kadına olağanüstü hakların verildiğini anlatan
Sancar, mahkeme kayıtlarını incelediğini belirtti. Sancar sözlerini
şöyle sürdürdü; “İngiltere’de yüz yıl öncesine kadar kadının dava
açma ve mal sahibi olma hakkı yoktu. Ancak eşi üzerinde mahkemeye
gidebilirdi. Kendi malı varsa bile evlendiği zaman bütün hakkı eşine
geçiyordu. Osmanlı’da ise kadın dava açabilir, evlilik kontratı
imzalayabilir, eşinin mirasından yararlanabilirdi. Kadın, eşine verdiği
parayı bile geri isteyebilirdi.”
ADALETLİ DAĞILIM
Sancar, Osmanlı’da kadının hapsedildiğinin doğru olmadığının da
altını çizdi. Dönemde kadınların çeşitli işlerde çalıştığını belirten
ünlü yazar, her birinin de hakkının verildiğini kaydetti. Sancar,
sarayda çalışan işçiden padişaha kadar herkesin maaş aldığını
söyleyerek, “Ben en yüksek maaşı sultanın aldığını düşünüyordum.
Araştırmalarım sonucunda Valide Sultan’ın maaşının oğlunun maaşından
yüksek olduğunu gördüm. Hatta Valide Sultan’a, padişahın maaşının 3
katının verildiği öğrendim” dedi.
GEÇMiŞE GÖNÜL VERDİ

Aslı Sancar
Aslı Sancar 1944”tte Amerika’da doğdu. Ohio State Üniversitesi
İngiliz Edebiyatı Bölümü’nü bitirip, aynı bölümde master yaptı. 2 yıl
öğretim görevlisi olarak çalıştı. Eşiyle üniversite okurken tanıştı.
1969′da Müslüman oldu. 1976′da Türkiye’ye yerleşti. 1980′de Osmanlı’da
Kadın ve Aile Dergisi’nde yazılar yazdı. Türkiye’de Osmanlı Kadını’nın
hayatını, hakkında karşılaştığı yorumların doğru olmadığını düşünerek
araştırmaya başladı.
Münevver Çakıltaş, Bugün