İlk Türk Otomobili; DEVRİM
Devrim, Türkiye'nin Cemal Gürsel'in istek ve özel direktifi ile üretilen, ordunun binek otomobil ihtiyacını karşılamak amacı da güden, ilk yerli ve seri üretim hedefiyle başlanan otomobil projesidir.
19 Ocak 2011 Çarşamba Saat 12:26
İlk Türk Otomobili; DEVRİM
TARİH ŞUURU / EREN SAKA
Devrim,
Türkiye'nin Cemal Gürsel'in istek ve özel direktifi ile üretilen,
ordunun binek otomobil ihtiyacını karşılamak amacı da güden, ilk yerli
ve seri üretim hedefiyle başlanan otomobil projesidir.Dönemin
rakamlarıyla 1.400.000 TL'ye malolmuş ve 4.5 ay gibi kısa bir süre
içinde proje tamamlanmıştır. Otomobil
dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'i (Cemal Ağa) Cumhuriyet bayramına
götürerek hem tanıtımını hem ilk vazifesini gerçekleştirecek iken
benzinin bitmesi nedeniyle sadece 100 metre gidebilmiştir. Cemal Gürsel
tarafından "Garp kafasıyla araba yaptık, şark kafasıyla benzin koymayı
unuttuk" mizahi tabirine de konu olmuştur.
İşin
aslında Eskişehir'den, Ankara'ya trenler ile taşınan devrim
otomobillerine benzin koyulmamıştır.Çünkü trende oluşabilecek bir
tehlikede otomobillerin en az zararlar kurtarılması düşünülmüş ve
araçların ihtiyacı benzinin de Ankara'da konvoy yolunun üzerinde bulunan
bir Mobil istasyonundan alınması, ve buraya kadar aracın ihtiyaç
duyacağı benzinin mühendisler tarafından trene koyulması dahi
mühendislerin en ince detayları dahi ne kadar düşündüğünü ve
planladığını gösterir. Trenden indirilen arabalara çok daha sonradan
Cumhurbaşkanı binmeden önce yapılan hazırlıklar sırasında neden benzin
ikmali yapılmadığı bugün dahi bilinmez.Ancak konvoy Mobil istasyonuna
uğrayıp vakit kaybetmek istemez ve böylelikle arabalar benzinsiz kalır.
Motoru
eski bir 6 silindir Chevrolet motorudur.İki silindiri kesilip dört
silindire indirilmiş, daha sonrada bundan kalıp yaparak arabalara monte
edilmiştir.
İki
farkli renk otomobil götürülmüştür.Bej renk Devrim ve Siyah (Makam
Aracı modeli) Devrim.Siyah olana Cemal Gürsel bindirilmiş ve 100 metre
gidebilmiştir.Geçen sürede Bej renkli olanın benzin ihtiyacı karşılanıp,
Cemal Gürsel siyahtan indirilerek Bej renkliye bindirilmiş ve o gün
belirlenen tüm güzergahları başarıyla tamamlamışlardır.
Devrimin
o dönemde makina mühendisliği alanında Türkiye için gerçekten bir
devrim olabileceği düşünülmekte, adı bu yüzden Devrim konulmuştur. Eğer
Devrim beş arabayla kalmasaydı, şu anda Türkiye dünyanın en büyük makina
sanayiilerinden birini kurmuş olabileceği yönünde fikirler mevcuttur.
Devrim'in önemi Türk elinden ilk üretilen araba olması ve Türk
mühendisliğinin bir şeyler yapabileceğini, başarabileceğini göstermiş olmasıdır. Ayrıca benzin, yağ, hız gibi göstergelerin Türkçe İkazlarla belirtilmeside buna eklenebilir. Bej renkli bir kopyası hala Eskişehirde saklanmakta ve hala çalışır halde tutulmaktadır.
İmal Tarihi::::::::::: 1961
Ağırlık:::::::::::::::: 1250 kg.
Uzunluk:::::::::::::: 4500 mm.
Genişlik:::::::::::::: 1800 mm.
Yükseklik:::::::::::::1550 mm.
İmal Yeri::::::::::::: Eskişehir Demiryolu Fabrikası
İmal Süresi::::::::::: 4,5 ay
Üretim Sayısı::::::::: 4 Adet Binek Otomobili
10 Adet Motor::::::: 4 adet A4L tipi 3 adet A4T tipi 3 adet B3T tipi
7 Adet Şanzuman:::: 3 adet A tipi 4 adet B tipi
Silindir Sayısı::::::::: 4
Silindir Çapı::::::::::: 81 mm.
Silindir Hacmi::::::::: 20 70 cm
Strok:::::::::::::::::: 100 mm.
Kompresyon::::::::::: 6,8 : 1
Güç:::::::::::::::::::: 50 HP
Devir:::::::::::::::::: 3600 d/d
Karakteristik::::::::::: Dört zamanlı
16 Haziran 1961 TCDD Fabrikalar ve Cer Daireleri Yönetici ve
Mühendisleri ile toplantıda Ulaştırma Bakanlığının yazısı okunarak, 29
Ekim 1961 tarihine kadar binek otomobili tipinin geliştirilmesi
görevinin TCDD işletmesine verildiği bildirilir.
Bu iş için 1.400.000 TL. ödenek ayrıldığı belirtilir. Süre 4,5 aydır!.
Bu süre içinde bu çapta bir geliştirme çalışması yapılabilir mi ki?
Bırakınız geliştirmeyi hiçten yola çıkarak çalışabilecek bir otomobil
yapılabilir miydi?
Tüm ülkede Üniversiteden Basınına, bir avuç sanayicisinden
politikacısına, sesi duyulabilen kimse ne otomobil ne de motor
yapılabileceğine inanıyor, özel sohbetlerde, röportajlarda, film
gösterili konferanslarda bu görüş vurgulanıyordu.
Fakat bu inanılmaz şey gerçekleşiyor ve 28 Ekim 1961 sabahı Türkiye’de
yapılan bir otomobil, kaportası pürüzsüz olmasa da, kendi tekerlekleri
üzerinde ve yine Türkiye’de yapılan kendi motorunun gücüyle Büyük Millet
Meclisi Binası önüne götürülerek Devlet Başkanı Cemal GÜRSEL paşaya
sunulabiliyor, bir ikincisi paşayı Anıtkabir’e götürüyor, sonra da
Hipodrom'daki geçit resmine katılıyordu.
Bu nasıl gerçekleşmişti? Ne getirmiş, ne götürmüştü?
Projeyle başka bir kuruluşun değil de TCDD’nin görevlendirilmiş olması, o
tarihlerde TCDD’nin onarım amacıyla kurulmuş fakat geniş ölçüde yedek
parça imal eden Ankara, Eskişehir, Sivas ve Adapazarı’ndaki fabrikaları
ile önemli bir teknik potansiyeli ve yetişmiş işçisinden mühendisine
kadar güçlü bir teknik kadrosunun bulunmasıydı.
Yüksek Mühendis Emin BOZOĞLU yönetim grubunun (Necmettin Erbakan'da gruptadır) başı olarak 20
mühendisin olağanüstü bir tempoyla fakat gönül rahatlığı içinde
çalışmasını sağlayıp eşyöneltmek suretiyle birinci derecede rol
oynamıştı.
Zamana karşı yapılan yarışın kazanılmasında ikinci etken, görevalan
mühendislerin, proje süresince hafta sonları da dahil her gün, en az
12’şer saat, gerektiğinde bazı geceleri, sökülmüş bir otomobil sedirinin
üzerinde birkaç saat kestirerek işbaşında kalmayı yüksünmeyecek ölçüde
davaya gönül vermiş olmalarıydı.
Çalışmalar için, Eskişehir Demiryol Fabrikalarında dökümhane olarak
yapılıp kullanılmayan bir bina seçildi. Elden geldiğince çeşitli tipte
otomobil yapısını yakından inceleyerek fikir edindikten sonra yapılacak
tipin boyutları, motor, şanzıman vb. öteki grup ve parçaların nasıl
tasarlanıp imal edileceği üzerinde durulması sonucuna varıldı.
Önce otomobilin ana hatları belirlendi. Dört ile beş kişilik, toplam
1000-1100 kg. ağırlığında ortaboy denilebilecek bir tip üzerinde
uzlaşıldı. Motor 4 zamanlı ve 4 silindirli olarak, 50-60 BG. vermeliydi.
Karoser için hazırlanan 1/10 ölçekli maketlerden seçilen 1/1 ölçekli alçı modeli
yapıldı. Kroserin damı, kaput ve benzeri saçları, sonra bu modelden
alınan kalıplarla yapılmış beton bloklara çekilmek ve çekiçle
düzeltilmek suretiyle tek tek imal edildi.
Karar verilen yandan subablı bir 4 silindirli motorun, gövde ve başlığı Sivas Demiryol Fabrikalarında dökülüp, Ankara Fabrikasında işlendi. Piston, segman ve kolları Eskişehir’de yapıldı. Motor Ankara Fabrikasında
monte edildi. Frenlemede 40 BG.’den fazla güç alınamayan bu motora
alternatif olarak Ankara Fabrikası aynı gövde ve krank milinden yola
çıkarak başka bir tip geliştirdi.
B Tipi adı verilen üstten subablı bir üçüncü motorda bu kez tanınmış bir
6 silindirli otomobil motorundan esinlenerek, fakat krank ve eksantrik
milleri yeni baştan çizilip, hesaplanmak suretiyle Eskişehir’de imal
edildi. Bu motor frenleme de 60 BG.’ye ulaşmış ve daha sonra Diesel’e
çevrilerek istasyon aydınlatılmasında kullanılmak üzere yapılan
elektrojen gruplarına uygulanmıştır.
Süspansiyon grubu ön takımları için “Mc Phearson” sistemi
önerilmişti. Bu gün çok yaygın kullanılan bu sistem, o tarihte
bulduğumuz kadarıyla bir tek firma tarafından uygulanıyordu. Benimsendi
ve Eskişehir’de yeniden imal edildi.
Eylül sonuna doğru, ön ve arka camları, piyasada bulunabilenlere
uydurmak zorunluluğuyla modele göre biraz değiştirilmiş iki gövde
çatılmış ve biri A diğeri B tipinden iki ayrı motor hazırlanmış
bulunuyordu.
Şanzumanlar, Ankara Fabrikasınca tümü yerli olarak yapılmıştı.
Montaja geçildiğinde karşılaşılan en büyük sorunlardan biri de
gövde-motor uyumunu sağlamak, debriyaj, gaz ve fren kumanda
mekanizmalarını yerleştirmek ve direksiyonun en uygun konumunu bulmaktı.
Ayarlı direksiyon önerisi kabul edilmedi. İki yıl sonra Cadillac bunu
bir yenilik olarak getiriyordu.
Nihayet Ekim ortalarında Devrim otomobillerinden ilki tecrubeye hazır
duruma gelebildi. Elektrik donanımı, diferansiyel dişlileri, kardan
istavrozları ve motor yatakları ile cam ve lastikleri dışında tüm
parçalar yerli idi.
Bir yandan bu ilk otomobilin yol tecrübeleri sürdürülürken bir yandan da
ikinci otomobilin yetiştirilmesine çalışılıyordu. Siyah renkteki bu iki
numaralı Devrim’in son kat boyası ancak 28 Ekim akşamı vurulabilmişti.
Pasta ve cilası Ankara’ya sevkedilmek üzere yüklendiği trende, gece yol
alırken yapıldı. Buharlı lokomotiflerde, çekilen trende bacadan
sıçraması olası kıvılcımlardan ötürü güvenlik önlemi olarak benzin
depoları boşaltılmıştı.
Tren sabaha karşı Ankara’ya geldi. İki Devrim o zamanlar Sıhhıye
semtinde, şimdiki Adliye Sarayı’nın yerindeki Ankara Demiryol
Fabrikasına indirildi. Manevra imkanı sağlamak için depolarına yalnızca
birkaç litre benzin kondu. Asıl ikmal, sabahleyin Sıhhıye’deki Mobil
Benzin İstasyonundan yapılacak, sonra da Meclis’e gidilecekti. 29 Ekim
sabahı Fabrikaya gelen otomobilli, motosikletli oldukça kalabalık bir
trafik ekibinden oluşan eskordun arasında Devrim’ler yola çıktı. Çıktı
ama, eskorttakiler, benzin alma işinden haberleri olmadığı için Mobil’e
uğramadan yola devam ettiler. Meclis’in önüne gelindiğinde durum
anlaşıldı, acele getirilen benzin 1. arabaya kondu, 2 numaraya konacağı
sırada Cemal Paşa Meclis’in önüne gelmiş ve Anıtkabir’e gitmek üzere 2
numaralı Devrim otomobiline binmişti. Yola çıkıldı fakat, 100 metre
kadar sonra motor öksürerek durdu. Cemal Paşa’nın “Ne oluyor?” sorusuna direksiyondaki Y. Muh. Rıfat SERDAROĞLU “Paşam, benzin bitti.”
cevabını verdi. Paşa’dan özür dilenerek 1 numaralı Devrim’e geçmesi
rica edildi. Büyük bir hoşgörü ile buna uyan Cemal Paşa Anıtkabir’e bu
otomobil ile gitti, inerken ünlü “Batı kafasıyla otomobili yaptınız ama doğu kafasıyla ikmali unuttunuz.” sözlerini söyledi.
Ertesi gün bütün gazetelerin sözbirliği etmişçesine “100 metre gidip
bozuldu” başlığını attıkları 2 numaralı Devrim aynı gün Hipodrom’daki
geçit törenine katılıyor, basınımız ne bunu, ne de Cemal Paşa’nın
Anıtkabir’e bir başka Devrim otomobili ile gittiğini yazmıyor, yalnızca
haber, yorum ve fıkralarda harcanan bunca paranın boşa gittiğinden dem
vuruyorlardı. Oysa aynı yıl Tarım Bakanlığı bütçesine konmuş bulunan “At
neslinin ıslahı” için 25 milyon TL ödenekten ve sonucundan kimse söz
etmiyordu. Hala merak eder sorarım at neslinde o günden buyana bir
gelişme sağlanmış mıdır diye...
Bir de otomotiv
sanayimize bakalım: Ekonominin gerekleri uyarınca montaj biçiminde
başlayıp bugün büyük birer sanayi kuruluşu durumuna gelmiş bulunan
Kamyon-Otobüs-Otomobil firmaları yüzbinlerce araç üretebiliyor... Ve
bunlar ithal yolları açık olduğu halde satışlarını arttırabiliyorlar.
Acaba
bugüne kadar basınımızdan olumlu yazılar almamış olan Devrim
Otomobilleri yapılmasaydı, Türkiye’de bir otomotiv sanayii oluşabilir
miydi, hiç sanmıyorum. Çünkü Devrim Otomobillerinin ortaya çıkmasıdır ki
“Türkiye’de otomobil ve motor yapılamaz” görüşünü yıkmış tartışmaların
yönü değişmişti.
Devrim'lerin
Üretimi devam etseydi , Türkiye şu anda Otomotiv sektöründe çok büyük
bir yol almıştı.
Yazının yorumunu ise siz değerli okuyuculara arz ediyorum...
Bu yazı toplam
1160 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş..