Sen gittin gideli aziz Sultan Abdulhamid
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Sen gittin gideli aziz Sultan Abdulhamid
Herzel, karşında kıvrım kıvrım kıvranıyor; siyon protokolünün sinsi ayağı banker, devletin borçlarını silme karşılığı, Filistin’de bir Yahudi mahallesi şantajını sahneye koyuyor; sert kayaya çarpıyordu:
22 Aralık 2011 Perşembe Saat 23:54

SEN GİTTİN GİDELİ


    Tarık Sezai KARATEPE

 

Herzel, karşında kıvrım kıvrım kıvranıyor; siyon protokolünün sinsi ayağı banker, devletin borçlarını silme karşılığı, Filistin’de bir Yahudi mahallesi şantajını sahneye koyuyor; sert kayaya çarpıyordu:

 

“Şehit kanlarıyla alınan topraklar parayla satılmaz!”

 

Karlofça’dan beri gaflet, dalalet ve ihanet çemberinde yangın yerine dönen coğrafya, senin kıvrak zekanla yeniden güç topluyor…

 

‘Hasta adam’, “Ben daha ölmedim!” diyor; dosta güven, düşmana korku salıyordu.

 

Düğmeye basılmıştı bir kere…

 

Yıldız’da bir Cuma saati, Haçlı’nın emeli boşa çıkmış; ömrüne bereket gelmişti. Biraderlerin tezgâhından geçmiş zangoç babası, sana tuzak kuranlara destan düzmüş, “defterlerin açılacağı gün”de, hainler safına adını yazdırmıştı:

 

Ey şanlı avcı, tuzağını boşuna kurmadın!

Attın... ama yazık ki, yazıklar ki vuramadın!

 

“Meclis-i Mebusan” denen, "uzaktan kumandalı fitne yuvasını tar u mar ettin de, adını ‘Kızıl Sultan’a çıkardılar; ne gamdı senin için;

 

“O, razı olsun; yeter!”

 

Nice sonra tezgaha gelecekler, dizlerine dövüneceklerdi; ama son pişmanlık….

 

Tarihler ismini andığı zaman

Sana hak verecek hey koca sultan

Bizdik utanmadan iftira atan

Asrın en siyasi padişahına!

 

Yenilikçi kanat, İT’çilerle düşüp kalkarken; sen Bilal’in ülkesine, çekik gözlüler diyarına, okyanus ötesine, Sibirya içlerine… elçiler yolluyor, bir medeniyet projesini hayata geçiriyordun.

 

Yüz yıldır Hakkâri’ye döşenemeyen(!) raylar, İstanbul’dan Medine’ye bir kardeşlik köprüsü kurmuştu… Mühendisi de sen miydin yoksa!

 

Seninle uğraşana haddini bildirir, “Ne olur ülkeme göz koymayın!” onursuz yakarışlarıyla meşgul olmaz, Britanya’nın bağrına yüz yıllık belayı musallat ederdin; “dinsizin hakkından…” Uğraşsın İngiliz, ETA’yla.

 

Otuz bir mart… bin dokuz yüz sekiz…

 

‘Otuz üç dereceli’  üç pırpırlı, biraderlerle, sana tezgah kurmuş;

 

Emir almaya alışmış medreselinin düzmece fetvasıyla, seni tahtından etmişler; sıra “Böl, parçala, yut”a gelmişti.

 

Balkanlar, cayır cayır; Kafkasya, kan ağlıyor; Lavrens kılıktan kılığa giriyordu. Beklenmedik anda harbe sokanlar, senin dilini kullanıyor, senin yolundan gitmiyorlardı; kalpleri darmadağınıktı.

 

Sen olsaydın, tarihin en büyük kara savaşında; yüz binlerce Mehmet’e, bir Alman komuta eder miydi? Yoksa, yeryüzünün provokasyon ajandasına bir yenisi mi eklenecekti?

 

“Çanakkale içinde vurdular beni…”

 

Ders alınmayacak; seksen yıl sonra, Srebrenitsa’da, Hollandalı kiralık katiller, çetnikleri kutsayacak; on binler maveraya uçacaktı.

 

Bir karış yer almadan kahraman olmak nasıl bir çelişkiydi? Yoksa pır pırlar çiçekçide mi satılıyordu? Seni bir kaşık suda boğanlar, İngiliz’in cetvelinden çıkana razı olmuşlar; hezimeti, "zafer" diye sunmuşlardı.

 

Sorunlu bölgeler kurmuşlar; bir gölü, bir dağı, bir yaylayı… üç ülkeye bağlamışlardı.

 

“Yurtta barış…” için her şeye değerdi(!)

 

Yoksa on iki adalar, hangi meze sofrasında “boş bulunup” elden çıkmıştı!

 

Adına hutbe okunan yerlerde şimdi baykuşlar mı ötüyor; sana selam duran adamın torunu, Dünya Bankası’na patron oldu da, ülkenin kanını mı emiyor?

 

Seni tahttan indirmenin yüz altıncı yılını kutlayacaklarmış; hem de iki bin on iki boyunca…

 

Senin dostların da Gazze’de, Ramallah’ta, Kabil’de, Kerbela’da, Üsküp’te, Grozni’de, Söğüt’te buluşmak üzere sözleşirler mi?

 

Kuzey’e karşı Güney’in sevdalısıydın; sen gittin gideli insanlar tarlasında ırgat; beşli çete, Büyük Şeytan’ın kalbinde ne ihanet planları çiziyor, kim bilir?

 

Sen gittin gideli Kolombiya’da analar, uyuşturucuya kurban verdikleri fidanlarına ağlıyor; Rio’da körpe bedenler, hangi kartelin topmodel tuzağında “anne olma hayali”ni ebediyyen unutuyor.

 

Sen gittin gideli “ne mutlu” uluslar, kardeş kavgasında birbirine düşüyor; sen gittin gideli Bilderbergcinin hem bankası, hem dergisi, hem Manukyan’ı var!

 

Yüz yılın rövanşını kim kazanacak?

 

Yüzü kara, kalbi ak; toprağı İncil’le değiştirilen Zimbabveli mi; İngiliz’in, “Dokuma tezgahında kumaş işlemesin!” diye parmaklarını doğradığı Hintli mi; ataları ateşli silahlarla katledilen Kızılderili mi?

 

“Eşkiya dünyaya hükümran oldu!”

Sen gittin gideli!

Etiketler: Sen gittin gideli aziz Sultan Abdulhamid
tarihsuuru.com
Bu yazı toplam 456 defa okundu.
GoogleGoogle YahooYahoo FacebookFacebook DiggDigg Del.icio.usDel.icio.us
RedditReddit TwitterTwitter friendfeedfriendfeed myspacemyspace bloggerblogger
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş..
GÜNDEM
ALINTI YAZARLAR
“ ‘Vurun’ dedi, vurduk!” mantığı
YAVUZ BAHADIROĞLU
Mısır`ın fethi Osmanlı`ya dünya hakimiyetinin kapılarını açmıştı.
ERHAN AFYONCU
M.Kemâl Paşa Ne Yazık ki Hakikati Anlatmamıştır!...
AHMET ANAPALI
Devrim tarihinde bir gezinti
AYŞE HÜR
Cahili Kuşatmaya Karşı Cemaleddin Afgani’nin Örnekliği
HAMZA TÜRKMEN
Türkiye, nasıl içeriden teslim alındı?
YUSUF KAPLAN
Kimliksiz Şehir: İslahiye
MUSTAFA YILDIZ
Kahire de sizin Saraybosna da..
İBRAHİM KARAGÜL
Sadece tekkeler mi kapatıldı?
D.MEHMET DOĞAN
MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE
Cumhuriyet’te para-meta oyunu
ŞAMİL TAYYAR
Üniversite sınavında ter döken çocuklarımız...
SİBEL ERASLAN
Çanakkale'de Almanlara karşı savaşıyor da olabilirdik
MUSTAFA ARMAĞAN
Gündemden Notlar
AHMET VAROL
Devrimden çıkarılacak dersler
A. DİLİPAK
Mısır uleması ve 90'lık kahramanı
MUSTAFA ÖZCAN
Mübarek sonrası
SERDAR DEMİREL
AHMET KALKAN
Liberal eleştiri ve öneri
ALİ BULAÇ
Kıbrıs
HAKAN ALBAYRAK