Çocuklarımıza osmanlı hükümdarlarını diktatör olarak tanıtmışız.
Çocuklarımıza osmanlı hükümdarlarını diktatör olarak tanıtmışız. ders
kitaplarında onlardan bahsederken çok kere asarlar,keserler demişiz. yakarlar
yıkarlar, üstelik kimseye de hesap vermezler diye notlar düşmüşüz.
oysa bir şeyhülislam (zembilli ali cemali efendi) padişahın( yavuz
selim) karşısına dikilebilmiş, ''seni kılıcımla doğrulturum '' diyebilmiştir...
Bir kadı (ilk istanbul kadısı sarı hızır çelebi) minderinin altında
sakladığı demir topuzu padişaha( fatih sultan mehmet) gösterip,''padişahlığına
güvenip hükmümü dinlemeseydin billahi bu gürz ile başını ezerdim''
diyebilmiştir.
Bir başka kadı ( bursa kadısı emir sultan) Yıldırım bayezit gibi öfkesi
burnunda genç bir padişahı, ''namazlarını cemaatle kılmadığın için çıkan
'binamaz' söylentisini giderene kadar ''şahitliğini kabül etmiyorum'' diyerek
mahkemeden adeta kovabilmişitir.
Konuyu biraz daha açalım.
Düşünün ki, son padişahlar bile cuma namazına giderken ''talebe-i ulum''dan
bir grup bir ağızdan şöyle bağırırlardı.
''Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var.''
ve diktatör ilan ettiğimiz padişahların en büyüklerinden,en
cihangirlerinden,en sertlerinden bir tanesi(yavuz padişah) ''hakimü'l-harameyn''
ünvanı karşısında ürpetiler geçiriyor, dayanamıyor, kendini secdeye atıyor,
sonra melül, mahzun doğruluyor ve hutbedeki hatibe, hakümü'l-harameyn değil,
hadimü'l-harameyn diyerek kendi kendini hareme-i şerififn hizmetkarı ilan
ediyordu.
Binaenaleyh, osmanlı hükümdarları hiçbir zaman mutlak olduklarını kabül
etmemiler ettirmeyede çalışmamışlardır. aksine ulemaya tabi olmuşlar büyüyk
hesap gününü her zaman göz önünde bulundurmuşlardır.
Maneviyat adamlarına ve maneviyata bu derece önem veren Allah korkusunu
bu derece içinde duyan hesap gününü bu kadar canlı olarak hafızasında tutan
ölüme her an hazır bulunmaya bu kadar dikkat eden insanlar hakkında ''diktatör''
tanımlaması ne kadar akla yakındır.
Padişahların hukuka bağlılıklarını gösteren örneklerden kanuni sultan
süleymen devrine ait bir örnek üstünde duralım.
Osmanlı (ve tabiki islam) hukukunda, vakıf malların kira bedelleri, her
sene yeniden ayarlanırdı teklif edilen kirayı dükkan sahibi kabül etmezse
dükkanı boşaltırdı.
Ayasofya vakıflarına ait dükkanların kira bedelleri vakıf tarafından
bir miktar yükseltilmişti. kiracılar itiraz edip mütevelliler kanalı ile kanuni
sultan süleymana müracaar ettiler. ''vakfın son derece zengin olduğunu,
dükkanların mevcut gelirinin giderlere fazlasıyla yettiğinin kira bedellerinin
artırılmasına gerek bulunmadığını, kendileride müslüman ve muhtaç oldukları
için. vakfın bir miktar parasının üzerlerine geçmsinde dinen mehzur
olmayacağını'' öne sürdüler.
Kanuni merhameti öfkesine galip bir padişahtı insanların mağdur olmasına
hiç dayanamazdı. mütevelli heyeti dinletikten sonra kira bedellerinin bu senelik
yükseltilmemesi için ferman verdi. mütevelli heyet, padişah femanını güle oynaya
şeyhülislam ebusuud efendiye götürdü. zira gereğinin yapılması kaydıyla fermanı
kadılara gönderme görevi ona aitti. Ebusuud efendi. fermanı okur okumaz itiraz
etti.
'' Bunu tamim etmezem. padişah fermanı ile kira tespiti yapılamaz. zira
padişahın emriyle yanlış olan şey meşru olmaz, haram olan nesne ferman ile helal
olmaz. bu hususlarda emr-i şer*i şerif budur. şer'i hükümlere vakıf iken onları
ketmetmek, kurandaki bir ayetin tehdidine maruz kalmaktır.
Dururm padişaha arz edildiğinde koca kanuni boynunu büktü.'' şeyh'in
sözü haktır''
Osmanlı devletini, kendi çağının önderi ve örneği yapan şey, işte bu kılı
kırk yaran hukuk anlayışıdır. Hukuk'a önce padişahların uyma zorunluluğu
vardı.