Ana Sayfa / Genel / Fransızların Sabetaycılarla ilgili hazırladıkları “Son Dönmeler” Belgeseli
Fransızların Sabetaycılarla ilgili hazırladıkları “Son Dönmeler” Belgeseli

Fransızların Sabetaycılarla ilgili hazırladıkları “Son Dönmeler” Belgeseli

Download PDF

 

 

 Video ile ilgili bir de çok ilginç bir hikaye. Videoyu izlemen önce bir göz gezdirmek faydalı olacaktır.

Les Derniers Dönmeh « Son dönem dönmeleri »

 

Yaklasik on yil kadar önceydi, Belçika’da geçirdigim bir tatil esnasinda Canal+ adindaki bir televizyon kanalinda Türkiye’de yasayan bir çesit yahudi zümresinden bahseden bir film oynadigini görmüs fakat o zamanlar bu konuyla ilgilenmedigim için seyretmemistim.

Yillar sonra, tahminen ikibin yilinin nisan ayinda, Yemen’in baskenti Sana’da arastirma yaparken evinde misafir oldugum bir yemenli bana ‘Türkiyede hakim’ bir yahudi grubunun konu edildigi bir video filmi seyrettigini söyledi. Sonradan, yemenli arkadasimin seyrettigi filmin yillar önce seyretmek zahmetinde bulunmadigim filimle ayni olabilecegini düsündüm.

Ayni yilin yaz aylarinda, Fas’in Ribat kentinde bulunuyordum, samimi dostluk kurdugum bir musevi genci Fas’ta bazi müslüman din alimlerinin musevilik dininin bir koluna bagli olduklarini söyledi ve SCHOLEM’in Sabatay Sevi adli çalismasini gösterdi. Fas’ta olan durumun aynisinin Türkiye’de de oldugunu ifade ederek bu konuda bir video kasetinin varligindan bahsedince ayni kaset olma ihtimalinin büyük olduguna inandim.

Yazdigi kitabi okuduktan sonra kendisiyle Istanbul’da tanisma firsati buldugum Ilgaz Zorlu bey de bu bu filmi seyretmemi tavsiye etmisti. Artik bu çalismayi bulup seyretmeye karar verdim.

Geçen yil Paris’te bir musevi hocami ziyaret ettigimde kendisine böyle bir filmin varligindan haberdar olup olmadigini sormustum. Filmin kendi özel arsivinde mevcut oldugunu, veremiyecegini fakat bir firsatini bulup kopyasini yapip gönderecegini vaad etmisti. Kisa bir müddet sonra sözkonu hocam dogum günü hediyesi olarak bana “Sazanikos, les derniers dönmeh adli kaseti Bruxelles’de tanidigi bir dostu araciligiyla ulastirdi. (Sazanikos Les derniers dönmehs, BLUMENTAL Michèle & GROSMAN Michel, Hyperion, Istanbul Film Ajansi, La sept/Sodaperege, Paris, 1992)

Sazanikos, Les derniers dönmeh

Filmi Yapanlar

Filmin dis kapaginda, Michèle Blumental ve Michel Grosman’in yapimciligini üstlendigi bu çalismanin Sodaperaga-La SEPT-Hyperion ve Istanbul film agency’in 1992 tarihli bir ortak yapimi oldugu belirtiliyordu. Yapim masraflarinin bir kismi Avrupa komisyonunun görsel yayinlari destekleyen EURIMAGES adli kurulusu tarafindan karsilanmis. Filmin yapilmasinda görüslerine basvurulan ve sonunda tesekkür edilen sahislarin bazilari da çok meshur olan sahsiyetlerdi. Bernard Lewis, Lucette Valensi, Esther Benbassa, Zülfü ve Ülker Livaneli.

Filmin dökümü

Her belgesel-arastirma filminde oldugu gibi ‘Son dönmeler’ filmi de belgeleri ortaya koyan görüntüler yaninda uzman ve ilgililerin görüslerinden olusan bölümlerle ve bu bölümlere yön veren bir sunucunun ekledigi bilgilerden mütesekkildir.

Bu filmin orijinalligi bu konuda ilk belge olmasidir. Dönme cemaati üç asirdan fazla bir süredir gizlilik prensibine bagli kalarak bir kitap dahi çikarmamis olan bir cemaattir. Bu sebepten bu çalismada yapilan mulâkatlarda söz alan sahislarin çogunun dönme olmalari ve bu sahislarin kendi özel arsivlerindeki bazi bilgileri kamera karsisina çikarmalari belki bir daha tekrarlanamayak olan bir hadisedir.

Söz alan sahislarin kendi istekleri dogrultusunda isimleri verilmis, soy isimlerinin ise sadece ilk harfleri yazilmis. Buna göre Cengiz Ç., Mustafa D., Esin E., Ibrahim K., Can T., Pamir B., Fatma A., Yildiz S., Ismail D., Nükhet S. adli konuklarin dönme olup gizli kalmak istediklerini anliyoruz. Bu sahislarin soy isimlerini filmi bir defa kendisiyle seyrettigim Ilgaz Zorlu açiklamisti. Bu ismi tam vermeme metodu diger bazilari için uygulanmamis. Bu sebepten isimleri tam açiklanan François Georgeon, Rena Molho, Ilber Ortayli,Yesevizade, Nilüfer Göle, Hekimoglu gibi konuklarin dönme olarak degilde sadece uzman olarak davet edilmis olabileceklerini düsünmüstüm. Yalniz filmi beraber seyrettigimizde Ilgaz Zorlu bize bir uyarida bulundu ; O’na göre Ortayli’nin hanimi, Göle’nin ise kendisi yine bu sözkonusu cemaate  mensub imis.

Yapimcilarin söylediklerine göre filim ekibi dönme cemaatinden bu insanlarla görüsebilmek için bir kaç defa Istanbul’a gelmek zorunda kalmis. Bazilari görüsmeyi kabul etmis, çogunluk ise reddetmis. Sonra filimde konusmayi kabul edenler bunu filimin fazla reklamini yapmama, isim vermeme ve kendilerini cemaatin baska fertleri ile karsi karsiya getirmemeyi sart kosmuslar. Yapimcilar ayrica bu cemaat üyelerinin konusurken kendilerini o cemaatten ayri görürmüscesine ‘biz’ denilecek yerlerde ‘onlar’ demelerinin dikkat çekici bir davranis oldugunu belirtiyorlar.

Filmin dökümünü sistematik bir sekilde sunabilmek için çalismayi bes ana bölüme ayirip özetlemeyi uygun gördük. Filmin içerigini sunduktan sonra kisa bir sonuç bölümü ekledik.

Bölüm 1-Dönmeler hakkinda söylenenlerin çogu dedikodu ve abartili düsüncelerdir

Djudyo (yahut ladino yani ispanyol yahudicesi, judéo-espagnole) dilinde olsa gerek hos sesli bir sarki esliginde Osmanli dönemine ait nostaljik fotograflar göstererek baslayan film, sunuculardan Guy Cambreleng’in etkileyici sesiyle kolonel doktor Pierre de Gigord’ün yakinlarina Selanikten yolladigi mart 1916 tarihli bir kartpostalini okumasiyla devam ediyor : “ Selanikte her zaman sâmî irkinin yüz hatlarini tasiyan fesli insanlara rastliyoruz. Nazik yapilariyla makedonyali sisman kizlardan ayirdedilebilen kadinlari gayet seffaf tülbentlerle örtünüyorlar. Hemen herkes size bu insanlarin dönme olduklarini söyleyiverecekdir ”.

Bu sözler ifade edildikten sonra türk insaninin dönmeler hakkindaki kolaktan dolma oldugu iddia olunan sözleri siralaniyor. Kamera Istanbulun kalabalik yollarini, köprülerini, insanlarini gösterirken söylenen sözlere dikkat ettigimiz takdirde ileride söz edilecek uzman ve ilgililere ait oldugu anlasilan sesler türkçe, ingilizce ve fransizca olarak su kulaktan dolma oldugu söylenen sözleri siraliyorlar :

“-Onlar müslümanlik kisvesi altinda yahudilerdir.

-Kendi aralarinda toplu seks yaparlar, ve bunu çocuklariyla da yaparlar.

-Dogal olarak cimridirler.

-Dönmeler müslüman kisvesi altinda büyük tahribat yaparlar ve ajan olarak çalisirlar.

-Devleti satarlar, fazla milliyetçi degillerdir.”

Bu dedikodu mahiyeti tasidigi ifade edilen söelerden sonra filme esrarengiz bir hava veren Dominique Pifarély’ye ait fon müzigi esliginde, dönmelerin ne oldugu sorusuna cevap araniyor. Zaman zaman Pifarély’nin müzigine ek olarak Stéphane Gallet’in çaldigi ney seside mistik bir hava veriyor. Sözü ilk misafir olarak Cengiz ç. (çandar) aliyor ve ingilizce olarak dönmeler hakkinda fazla kimsenin bir sey bilmedigini ve çogu söylenilenlerin sadece kulaktan dolma olmaktan öteye gidemedigini savunuyor. Mustafa D.(Dilber) ise dönme kelimesini duydugu ilk ani anlatiyor. Söyledigine göre bir sahis kendisine dönme diyerek hakaret etmis ve kendisi bunun ne manaya geldigini anlamamis.

Bu mistik hava içersinde Selanik mutfagi (Salonika, A Family cookbook by Eden and Stavroulakis) üzerine bir kitap hazirlamis olan Esin S. (Eden) hanimla tanisiyoruz. Esin S. ailesinin kendisine 1666 da müslüman olduklarini fakat bazi yahudi adetlerini sakladiklarini ifade ettiklerini kayd ediyor. Yalniz, kendisinin bu yahudi adetlerinin ne oldugunu bilmedigini de ekliyor.

Birinci kisimda dönmelerin ne oldugunun cevabini tam manasiyla veremeyen yapimcilar onlarla alakali haberlerin ve bilgilerin çogunlukla dedikodu ve mübalagadan ibaret oldugu neticesine variyorlar.

Bölüm 2- Dönme asilli insanlara dönmeligin asli soruluyor ve Sabatay Sevi dönemi Izmir’ine inilip dönmeligin tarihi baslangici tanitiliyor.

Bu bölümde Ibrahim K. adli bir bey söz aliyor. Fransizca konusan bu sahsin Maliye Naziri Cavid beyin yegeninin kocasi oldugunu ve tam isminin Ibrahim Sevket Dilber (Gerçel) oldugunu Zorlu’dan ögreniyoruz. Ibrahim K. kendisinin çok ileri yaslara kadar dönme asilli oldugunu bilmedigini ve bunu tesadüfen ögrendikten sonra ailesinin Ispanya’dan baslayan, Izmir ve Selanik’ten geçerek Istanbul’da son bulan sürgün maceralarini arastirmaya basladigini anlatiyor.

Dönme asilli olmanin kendisini sadece duygusal bakimdan çalkatinya soktugunu belirten Ibrahim K. dini boyutun kendisini hiç ilgilendirmedigini söylüyor. Kendisinin dikkkatini en çok çeken seyin dönmelerde olan gizlilik ve sakli kalma fikrinin çok asiri derecelere varmis olmasi oldugudur. Kendi yorumuna göre dönmeler gizli kalmayi asiri baski ve korkudan yapiyorlar. Ibrahim K. sözlerini su sekilde tamamliyor : “kendilerinin desifre edilmesinden öyle korkuyorlarki asil kimliklerini sadece ve sadece bunu açiklamaktan baska hiç bir çare kalmadigi anlarda yapiyorlar”.

Ibrahim K.’nin söylediklerini yorumlayan sunucu dönmeler hakkinda cemaat disindaki dedikodulara ragmen cemaatin kendi içerisindeki genel kuralin sirri saklamak oldugunu ve dönme gençlerinin asillarini çogu kez tesadüfen ve çok nadir istisnalar disinda daima on sekiz yasindan sonra ögrendiklerini belirtiyor.

Bu açiklamalardan sonra sunucu cemaatin geçmisini ortaya koymak için on yedinci asir Osmanli Izmir’ine inip Sabatay’in hayat hikayesini özetliyor. “ Her sey on yedinci asirda Osmanli devletinin önemli sehirlerinden biri olan Izmir’de basladi. Kendisini yahudilerin bekledigi mesih olarak ilan eden genç haham Sabatay Sevi, musevileri gerçek bir imanla kendisine bagladi. Yahudileri Kudüs baskentli Israil devletine götürecegini vaad eden Sabatay kendisini dünyanin krali ilan edip Osmanlinin dikkatini üzerine çekti. Esir alinip hapse atilan Sabatay ölümden kurtulmak için 1666 yilinda Islami kabul etti. Fakat bu kabul sekilden ibaretti. Sabatay’in müslüman oldugunu gören yahudilerin bazilari müslüman olmaya karar verdiler. Fakat bu insanlar Sabatay’in da gösterdigi örnek üzerine Islam kisvesi altinda daima yahudi olarak kaldilar. Bu insanlar, müslümanlar tarafindan hiç bir zaman gerçek mümin olarak görülmediler. Kendilerine süphe uyandirdiklarindan ve diger islam gruplarindan ayri yasadiklarindan dolayi mühtedi yerine asagilayici bir mana içeren dönme ismi uygun görülmüstür. Dönme kolayca din degistiren, iki kimlikli ve münafik manalarina geliyor.”

Bütün bunlar anlatilirken kamera Gerschom Scholem’in Sabatay Sevi adli bin sayfalik dev eserinin sonunda bulunan oyma resimleri kullanilarak hikaye edilen olaylarin önemli devrelerini adeta bir çizgi roman gibi belgeliyor.

Sunucu Sabatay’in Izmir’deki hayatini hikaye ediyor ve Izmir’de su anda hala onun evi olarak gösterilen yere gidip arastirma yapiyor. Evin su anda bir ayakkabi tamirhanesi olarak kullanildigini söyleyen sunucu bu mekanin bazi insanlar tarafindan türbe yahut ibadet yeri olarak kullanilmadiginin altini çiziyor. Daha sonra Rena Molho adindaki bir bayan tarihçi Sabatay’ in hayat hikayesini detayli bir sekilde anlatip ayni sekilde dönmelerin aslini Sabatay Sevi’yle sahte bir sekilde müslüman olan yahudilere dayandiriyor.

Bu bölümde dönmelerin aslinin Sabatay Sevi dönemine uzandiginin alti çiziliyor. Ve ayni zamanda gizlilik prensibinin dönme cemaatinde hala mevcut oldugu net olarak ortaya konuluyor.

Bölüm 3. Bu kisimda dönme asilli insanlara Sabatay Sevi’nin yahudilikten ayrilmis bir sahtekar mi yahut gerçek bir mesih olarak mi gördükleri sorusu yöneltiliyor. Bu soruya verilen cevaplar ayni zamanda dönmelerin yahudilige bakis açilarini ortaya koyuyor.

Bu bölümde ilk olarak Can T. adli bir genç fransizca olarak çok ilgi uyandirici bilgiler veriyor : “ Bir zamanlar aslimin nereden geldigini sordum kendi kendime. Acaba yahudimiyiz? Bunu açiklayabilecek bir makam varmi bilemiyorum. Acaba Israil’deki yahudiler ve Diaspora’daki yahudiler biz dönmeleri yahudi olarak kabul ediyorlarmi?, bu konu hakkinda hiç bilgim yok. Diger insanlarin bizim iki kimlikli olusumuzu ve her iki kimligimizide saklamamizi garip ve süpheli karsilamalari çok dogaldir ”.

Bu ilginç açiklamalardan sonra çok önemli bir soru soruluyor. Sabatay Sevi bir sahtekar mi yoksa yahudilerin bekledigi gerçek mesih miydi?

Soruya ilk cevap veren daha önce tanistigimiz Esin S. oluyor. O Sabatay’i bir devrimci olarak gördügünü belirtiyor. Esin S.’ye göre Sabatay’in amaci museviligin baskisini kirmak ve bütün ibadetleri kaldirmakmis. Kendisinin de bu tür baskici dinlere karsi oldugunu belirten Esin S., Sabatay adetinden olan Selaniklilerin, degil museviligin büyük emirlerini tutmak, onlarin yemek Üsüllerinin bile yahudi yemek kurallarini tanimadigini hatta bütün yemeklerin yahudiligin haram saydigi madde ve yöntemlerle kasden yapildiginin altini çiziyor.

Esin S. hanimdan sonra Pamir B. (Bezmen) bey de Sabatay’in bir devrimci oldugunu tekrarliyor. Pamir B.’ye göre Sabatay museviligin Martin Luther’idir. O eskisinden daha dinamik bir din kurmustur. Yahudilikten ve müslümanliktan çok insani sabatayizm dinine sokabilmistir. O essiz ve harikulade bir insandir. Pamir B. bir tarihçi olarak Sabatay’i takdir ettigini söylüyor.

Sisli Terakki lisesinin yönetim kurulu baskani Haluk Ari’nin yakini oldugu anlasilan Fatma A. (Ari) Sabatay’in yahudi havrasinda bir devrim öngördügünü ve sonra degisik on dinden olusan bir karma grup olusturdugunu anlatiyor. Büyüklerinden duyduklarini anlattigini vurgulayan Ari, Sabatay’a sadece yahudilerden degil Türklerden de çok kisinin inandigini ve Osmanli’nin Sabatay’i bu sebebten dolayi tutukladigini anlatiyor. Ari Sabatay’in ölüm korkusuyla seklen ve siyaseten sehadet getirdigini ve bunun Osmanli otoritelerince bilindigini belirtiyor.

Ari’in konusmasi esnasinda kamera Selanikte dönmelerden kalan tek dini simge olan Yeni Cami adindaki yari Ispanyol havrasi yari rokoko cami görünümündeki mabeti tanitiyor. Bu yapinin ön cephesinde karisik motifleri çevreleyen bir Magen David, yahudi yildizi, gözlerden kaçmiyor. Sunucu bu caminin iç motiflerinin sembollerinin ifade ettigi manalarin henüz çözülemedigini söylüyor. Kamera mabedin içersindeki bir hilal-yildiz motifini gösterdikten sonra Magen David motifleriyle oyulmus bir koridor duvari gösteriyor.

Bu bölümde dönme sahsiyetlerin sorulan sorulara verdikleri cevaplardan çikarilan sonuç Sabatay’in yahudilik dini haricinde bir din kurdugu ve dolayisiyla zaten gerçekten müslüman olmamis olan dönmelerin yahudi dahi olmadiklari mesajinin verilmeye çalisildigidir.

Bölüm 4- Selanik kentinin dönmeler için önemi ve Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili verilmek istenen mesaj.

Bir belgeselin yapilmasinin ne kadar zor ve messakatli oldugunu hepimiz biliyoruz. Iyi bir belgeselin en önemli özelligi saatlerce süren çekimlerden sonra islenen konunun ve eger varsa mesajin en kisa ve en öz sekliyle izleyiciye verilmesi amaciyla, çekime alinan görüntülerden isabetli seçimler yapilarak hazirlanmis olmasidir. Bir saatten az süren bu kisa sayilabilecek filmin görüntülerinin özenle seçilip hazirlanmis oldugundan kuskumuz yoktur. Böyle ciddi bir çalismada hiç bir görüntünün manasiz olamiyacagini kabul etmek durumundayiz.

Buna göre filmin en ilginç yani süphesiz cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e ayrilan bölümleridir. Aslinda bu çalismanin ana temasinin Cumhuriyetin kurulusuyla ilgili olacagini yapimcilar zaten filmin ta basinda belirtmektedirler : “ Bu hikayelerden esinlenerek bu ilginç cemaati arastirmak üzere yola çiktmistik. Bir dogu masalina girecegimizi zannederken bize modern Türkiyen’in tarihi anlatilir oldu” diyordu sunucu filmin ilk dakikalarinda.

Bu çalismanin ana konusu her ne kadar dönmeler tarihi idiysede Mustafa Kemal portresinin bazen dogrudan konuyla ilgili olmasi nedeniyle bazen de konu harici bir sekilde kameraya takilmasi ve yine ayni sekilde Semsi Efendi’in portresi altinda “ Mustafa Kemal’in hocasi ” yazili mezar tasinin üç dört defa yakin ve geri planda gösterilmesiyle bir mesaj verilmek istendigi asikardir.

Filmin 14. dakikasinda sunucu Guy Cambreleng sözü meslekdasi Marie Talon’a birakiyor. Talon Sabetay Sevi’yi tanitmaya devam ediyor ve “sehir içinde (Izmir’de) beyaz at sirtinda Meliselda sarkisini okuyarak ve ‘yasasin Israilin krali’ tezahüratlari esliginde geziyordu” diyerek basladigi bölümden itibaren tamami otuz saniye süren, ilk bakisda sezilemiyecek bir kamera oyunu oynaniyor.

Talon Sabatay Sevi’nin musevilikte yaptigi yenilikleri sayarken anlatilan olaylara paralellik arzeden görüntülerin verilmesi beklenirken ekran birden bire tamircilik yapan halk çocuklarini ve kahve köselerinde kumar oynayarak vakit geçiren türk insanini gösteriyor. Bu görüntüler için konuyla alakasiz demeye vakit kalmadan kamera ani bir hareketle kahvede asili bulunan Mustafa Kemal Atatürk portresine takiliyor bir kaç saniye. Ve kameranin bu saniyeler süren duraklamasi aninda Talon’un söyledigi sözler çok ilginç : “ Bütün dini yasaklar kaldirilmisti. O orjiler düzenliyordu ve üzüntü günlerini sevinç ve oruç gününe çevirmisti. Genç kizlar ve delikanlilar ona imanlarindan ve Israile dönüs vaktinin yakinliginin verdigi sevinçle Sabatay adina kendilerinden geçip gelecekden haberler veriyorlardi (prophétisaient)”. Tam bu son sözler esnasinda Mustafa Kemal’i görüntüleyen kamera az sonra “ O (Sabatay) Ejderhayi yenmisti. O asla ölmemisti, on sekiz defa canlanip dönecekti” diyerek devam ederken kamera kahvenin içerisini genis sekilde gösterip ayni Mustafa Kemal portresini uzaktan görüntüleyerek portrenin etrafindaki basibos insanlara hakim bir pozisyonunu yakaliyor ve kamera birden harap bir osmanli evini gösteriyor hiç alakasi yokken. Bütün bunlar bir tesadüfe benzemiyordu.

Kameranin bu görüntüleri bu sözlerle göstermesi sanki o sözlerin Sabetay Sevi’den degilde Mustafa Kemal’den bahsettigi izlenimini veriyor. Yani yapimcilar Sabatay Sevi’nin yaptigi reformlarla Mustafa Kemal’in yaptigi reformlari kiyasliyorlar bir anlamda. Sanki Mustafa Kemal’in Sabatay Sevi’nin istikbale ait bir projeksiyonu oldugunu ve Ata’nin Sabatay’in on sekiz réincarnation’undan birisi oldugunu ima ediyorlar anlayabilecek durumda olan izleyicilere.

Acaba kameranin birden bire harap bir osmanli evini göstermesi sadece bir tesadüfden mi ibaretti ? Yoksa bu kendi yorumlarina göre Sabatay tarafindan hezimete ugratilan Ejderhayi yani Osmanli’yi mi sembolize ediyordu yapimcilar nazarinda ?

Kagit para üzerine yazilmis filigran yazi ve resimler kabilinden sadece dikkatli bir sekilde seyredildigi takdirde fark edebilecek bu kamera tekniklerinden sonra filmin ileri bölümlerinde bu sezilen bilgileri destekleyen görüntüler ve bilgiler açik ve seçik bir sekilde veriliyor ve Selanik, Mustafa Kemal Atatürk, laiklik ve dönmeler konusu ayrintili bir sekilde inceleniyor. Böylece Atatürk fotografinin birden bire gösterilmesinin bir tesadüf olmadigi ve sezilen düsüncelerin tarafimdan yapilmis bir yorum olmayip yapimcilarin gerçek fikri ve vermek istedikleri bir mesaj oldugu kanisina vardim.

Gerçektende çalismanin yirminci dakikasina vardigimizda konunun Selanik tarihi oldugunu görüyoruz. Sunucu önce Sazanikos kelimesine bir açiklik getiriyor. Bu ismin dönmelere Selanikteki yahudiler tarafindan, onlarin iki su arasinda yüzüp renk degistiren sazan baliklarina benzetildiklerinden dolayi verildigini ögreniyoruz. Ve sunucu Selanigi ve dönmelerin oradaki serüvenlerini aktariyor detayli bir sekilde : “Sazanikoslarin yani dönmelerin tarihi bir sürgün tarihidir. Ispanyadan baslayip, Izmir ve Selanikten geçerek Istanbula varana kadar. Bugün kendilerine ‘Selânikliler’ demeyi tercih ediyorlar Selanikte yasadiklari çaga nisbeten. Yüz yilin basinda Selanik Osmanli’nin batisina açilan, garb ile sark arasinda bir köprü vazifesi gören çok canli bir liman kentidir. Kentte yasayanlar arasinda ermeni, rum, yahudi, arnavut, bulgar, sirp, hirvat, türk ve dönmeleri görüyoruz. Dönmeler nüfüs sayimlarinda bazen yahudi olarak bazende de türk olarak sayilmis. Cemaatleri onbes-yirmibin kisi yani Selanik toplam nüfusunun yüzde onunu olusturuyordu. Türk nüfusuda ancak bu rakami buluyordu. Kentin en kalabalik milleti Ispanyadan 1492’de kovulan ve yahudi-ispanyolcasi (judéo-espagnole, ladino, djudyo) konusan sefarad yahudileriydi ve toplam kent nüfusunun yüzde kirkini olusturuyorlardi. Öylesine kalabaliklardiki Selanige Balkanlarin Kudüs’ü deniliyordu. Bunlarin konustuklari dil kentte en yaygin dildi ve ayni zamanda akdeniz havzasinda en çok kullanilan deniz ticareti diliydi.

Balkanlarda kardes savaslarinin basladigi siralarda Selanik’te Osmanliyi yikmakta gecikmeyecek siyasi akimlar bas gösteriyor. Reformist cumhuriyetçi ve kralci rumlar, sosyalist bulgarlar ve devrimci terakkiperver türk hareketleri Selanik sokaklarinda halk ayaklanmalarina dönüsüyor ve Jön-türkler Sultani 1908 yilinda tahttan indiriyorlar. Yeni hükümet fransiz ihtilalinden esinlenerek monarsik bi yapi ‘constitution monarchique’ kuruyor ve bir bakima yirmi yil sonra gelecek laik cumhuriyetin temellerini atiyordu.

1912 de yunanlilar kenti ele geçiriyorlar. Osmanli devleti Avrupanin hasta adami olarak görülüyor. Birinci cihan harbinde Türkler Avusturya-Macaristan imparatorlugu ve Almanya tarafinda savasa giriyordu. 1915 de ittifak devletlerinin Dogu ordusu Selanige yunanlilarin izniyle yerlesiyor. Kent agir baski altindayken 1917 yilinda bir yangin yahudilerin ve dönmelerin bulundugu mahalleleri yok ediyor. Kentin hakimleri Selanigi yeniden insa etmeyi kararlasiriyorlar. Bir fransiz sehir uzmani öncülügünde Selanik çagdas, hristiyan bir yunanli kentine dönüsüyor. Yahudiler ve dönmeler agirliklarini yitiriyorlar.

Kendileri de Selanigin batililasmasi için savastiklari halde kentin batili kimlige kavusmasi onlari imtiyazli ve zengin olma durumundan çikariyor. Türk olarak kabul edildiklerinden dolayi orayi terketme durumunda birakiliyorlar. Lozan anlasmasi çerçevesinde Yunan hükümeti ile müstakbel Türkiye cumhuriyeti arasinda öngörülen nüfus mübadelesi gerçeklesiyor ve ege denizinin iki kiyisinda iki milyonu askin insan yollara dökülüyor. Islam’in sinirlari daha doguya, Istanbul’a kadar geriliyor. Ve bu anlasmaya paralel olarak yeni Türkiye amansiz savaslardan sonra doguyor ”.

On iki dakika boyunca Selanik hakkinda bu çok enteresan bilgiler verilirken aralarda Cengiz ç. (çandar), François Georgeon, Yildiz S.(Sertel), Pamir B. (Bezmen) ve Ismail D.’ye söz veriliyor ve onlara dönmelerin Selanik hakkindaki görüsleri ve hatiralari soruluyor.

Beyanatlarini yine ingilizce veren Esin S. (Eden) Selanigi bilmedigini fakat anne baba ve akrabasindan duydugu hatiraladan dolayi o kenti ikinci bir evi olarak gördügünü ve hissî bir bagla o diyarlara bagli oldugunu söylüyor. Bir masa üzerine dagilmis fotograflardan ailesinin zamaninda Selanik’te çektirdiklerinden bazilarini seçip gösteriyor. Ailesinin dindar olmayan ve aykiri yasamaya meyilli bir tarafi oldugunu kaydeden Esin S. hanim bir fotografta teyzesinin basi açik sekilde sigara içerken çekilmis bir fotografina isaret ediyor ve ta eskiden beri modern olan ailesinden gurur duydugunu söylüyor.

Kendisini kanal 7 de yayinlanan siyasî içerikli bir programdan tanidigim ve sahsen çogu görüsünü begendigim Cengiz ç. ise Selaniklilerin kendilerini Atatürk ile ayni memleketten olduklari için çok özel bir grup olarak gördüklerini söylüyor. Kendisi de anne tarafindan dönme olan Cengiz ç. onlarin Selanikli olmakla iftihar ettiklerini belirtiyor. Ve sözlerini söyle sürdürüyor :  “ Cumhuriyetin kurucusu da oralidir, o zaman bu iftihar edilmesi gereken bir seydir. Mustafa Kemal’le ortak bir özellikleri bulundugundan kendilerini Türkiye cumhuriyetinde imtiyazli ve ayricalikli olarak görüyorlar. Onlar için Selanik cennettir, gurur duyulmasi gereken yerdir. Yani biz, yani bu Selanik Türkleri farklidir, imtiyazli bir grubtur millet içersinde ”.

Cengiz ç.’den sonra sözü Pariste (CNRS) arastirmaci ve cumhuriyet dönemi tarihi profesörü olan François Georgeon aliyor. Georgeon Selanigi o dönemlerde önemli kilan seylerin basinda bu kentte yasayan milletlerin kendi okullarini kurmakta ve önemli sahsiyetler yetistirmekte sagladiklari basari oldugunu açikliyor. Georgeon bütün milletlerin Alliance Israélite Universelle tarafindan baslatilan egitim ve batililasma müsabakasina katildiklarini, ve tabiki dönmelerin hiç vakit kaybetmeden bu ise koyulduklarinin ve Türkiye cumhuriyetinde çok parlak talihleri olacak bazi insanlarin bu dönme okullarindan çiktigini kaydediyor : “ Alliance Israélite Universelle’in Selanikte okul açmasi orada okul açma yarisi baslatiyor ver her dini cemaat – bulgarlar, rumlar, türkler, dönmeler – hepside bu okullarla baslayan batililasma sürecinde iddiali adimlar atiyorlar. Dönmeler çok tez bu ise koyuluyorlar. Özellikle aralarindan çikan bazi yardim sever zengin ve mütesebbis insanlarin destek ve atilimlariyla bu iste basarilar sagliyorlar. Ve bu cemaat içersinden ve bu kurduklari okullardan cumhuriyet Türkiyesinde talihi açik çok basarili insanlar çikiyor. Degisik örnekler verilebilir bu sahislara ama benim aklima önce 1909-1918 arasinda Jön-türk hükümeti sirasinda iktisat bakani olarak görev alan ve Osmanlinin parasal problemlerini o zaman için en iyi bilen sahis olarak taninan Cavid Bey geliyor. Ondan sonrada mesela büyük gazeteci Ahmed Emin Yalmani zikredebiliriz. Dönme olan Ahmed Emin Yalman on yil boyunca büyük bir gazeteci olmustur Türkiyede. Ve simdi dahi bu cemaatten çikmis çok basarili gazeteciler mevcuttur Türk basininda ”.

Georgeon bu sözleri sarfederken kameraman Philipe Bonnier’in eli bos durmuyor ve cemaatten çikan bu iki önemli sahsiyetin fotograflari gösteriliyor. Daha önemlisi kameranin bir ara Georgeon’un bahsettigi mütesebbis dönmelerden biri oldugu tahmin olunan ve Georgeon tarafindan ismi verilmeyen bir baska sahsin portresini gösteriyor olmasidir. Önce uzak planda ve sonra çok yakindan gösterilen portrenin altinda ‘Atatürk’ün hocasi yaziyor’ ve bu fotografin asil adi Shimon Zvi olan ve Zorlu’nun büyük dedelerinden dönme Semsi efendinin portresi oldugu anlasiliyor. Böylece yapimcilar kendilerine göre Georgeon’un vermedigi mühim bir bilgiyi eklemis oluyorlar bu bölüme.

Georgeon’ndan sonra sözü, Ilgaz Zorlu’dan kendisinin bir zamanlar Paris IV üniversitesinde ögretim görevlisi olarak bulundugunu ögrendigimiz, Zekeriya Sertel’in kizi Yildiz S. (Sertel) aliyor. Sertel dönmelerin Selanikte ittihat ve terakki içinde savastiklarinin ve bu hareketin bas kadrolarinda bulunduklarinin altini çiziyor. “ Dönmelerin güçlü okullari ve basarili insanlari vardi. Pozitif ilimlerde, fransizca ögreten kurumlari ve diger yabanci dillerde ögretim veren okullari vardi. Basarili gazetecileri de vardi. Ittihat ve terakki bir devrimdi, türk, dönme, müslüman hepsi birbirine yardim ediyordu ”.

Daha yukarida tanistigimiz ve Zorlu kanaliyla bir zamanlar Bengladesin fahri Türk konsoloslugu görevinde bulundugunu ögrendigimiz ve Amerikaya kaçtigi anlatilan müflis is adami Halil Bezmen’in yakini olan Pamir B. (Bezmen) bey ise laiklik fikrinin ve bunun ilk tatbikatinin Türkiye’ye Selanikten ve Selaniklilerden geldigini ve kendisinin bununla gurur duydugunu anlatiyor.

Pamir B.’den sonra konusan Ismail D. bey ise Selanikten mübadele karariyla geldiklerinde nasil magdur olduklarini anlatiyor.

Sunucu Cambreleng dönmelerin mübadeleden sonra Istanbuldaki yeni hayatlarina giriyor ve su bilgileri veriyor : “ Selanikte birakmak zorunda kaldiklari islerin büyük bir bölümünü hala geleneksel bir yapiya sahip olan Istanbulda yeniden kurmaya basladilar. Okullar açip gazeteler çikardilar. Cok çabuk o zamanin en uç teknolojik gelismeleriyle ilgilenip ve özelliklede sinema sahasinda ileri gittiler ”. Bu esnada dönmelerin kurdugu meshur Ipek film stüdyolarinin yaptirdigi iki siyah beyaz film sahnesi örnek olarak gösteriliyor.

Selanik ve dönmelerin Selanik’ten Istanbula gelis dönemleri ilgili bütün bu bilgiler verildikten sonra, filmin 32. dakikasinda konu Selanik’le baglantili olarak tekrar ve bu kez açiktan Mustafa Kemal‘e varip dayaniyor. Hangi dilde sarki söyledigi anlasilamiyan etrafi Hollywwod aktrisleri yapili dilberlerle çevrili insan azmani bir jönün gösterildigi bir siyah beyaz film sahnesinden sonra kamera yedi saniye boyunca Ata’nin siyah beyaz çekilmis yakisikli ve heybetli bir portresi üzerinde durakliyor.

Ata’nin Selanik dogumlu olusu ve egitimini dönme okullarindan aldigi burada açiktan ve sözlü olarak vurgulaniyor. Ve devam ediyor sunucu : “ Selaniklilerin modernizme özenen düsüncelerinin Mustafa kemal’in 1924’te kurdugu Cumhuriyet ile siyasete uygulandigini ” açikliyor. Iste filmde Mustafa Kemal hakkinda söylenenlerin devami : “Hükümranligi eline aldigi zaman emrine amade bir halk buluyor ama Islam’a sert bir sekilde çarpiyor. Radikal bazi reformlar kanaliyla bir devrim empoze ediyor imparatorlugu unutmak isteyen bir halka. Latin harflerini kabul ettirip bu yeni karakterlere dayali okuma-yazma seferberligi baslatiyor millî okullarda. Kadinlar örfî ve geleneksel giyim kusam tarzini ve basörtüsünü birakmak zorunda birakiliyor. Erkekler fesi birakip panama ve fötr sapka takmak zorunda birakiliyor. Yani kadini ve erkegiyle türk halki batili tarzda giyinmeye zorlaniyor. Pera palace’da düzenlenen bir baloda Kemal Atatürk kadinli-erkekli karisik hayat tarzini empoze ediyor. Zorbalikla yapilan reformlar derhal uygulaniyor.”

Filmin bu kisminda Atatürk’ün laiklik fikrini kendilerinden esinlerek getirdigi mesajini vermek isteyen dönmelerin, bununla iftihar ettiklerini ve laiklik ilkesini din gibi kabul ettikleri vurgulaniyor. Nitekim bu konuyla irtibatli olarak Fatma A. (Ari)’ya tekrar söz veriliyor. Fatma A., ailesinde laikligin nasil islam karsitligi olarak algilandiginin altini çiziyor ve su ilginç ifadelerde bulunuyor : “ Ailem namaz kilmiyor, oruç tutmuyordu. Bunun nedenini sordugumda, biz laiklige inandik diyorlardi. Laiklikle beni ve etrafi uyutup bu isi halletmek istiyorlardi. Laiklik onlar için bir yerde bir nevi can simidi olmustu ”.

Sunucu Türk toplumu’nun birisi Islam-sark kültürü digeri batili modern kültür olmak üzere iki kisimdan olustugunu ve dönmelerin Türk toplumu’nun batililasmasinda oynadigi role dikkat çekmek için Fatma A. nin konusmasinin arasina siziyor. Dönmelerin batililasma ugrunda özellikle Türk aile yapisinda sagladiklari degisikliklere isaret eden sunucu sözü tekrar Fatma A.’ya birakiyor. Fatma A. dönme ailelerinde ta eskiden beri ataerkil bir sistem bulunmadigini, kadinin bu cemaat içersinde son derece özgür oldugunu belirtiyor.

Dönmelerin Türk aile yapisindaki bu önemli degismeleri nasil sagladiklarini ve bunun önemini anlatmak için sosyolog Nilüfer Göle hanim söz aliyor. Göle’ye göre müslüman kadinin Islam dini’nin kendisine tahsis ettigi özel mekandan çikip topluma karismasi siyasî bir karardir. Kemalizm için önem arzeden seyin kadinin sosyal hayata karismasi, yani varliginin ve vücudunun görünürlügü oldugunu belirten Göle kadinin batililasmanin sembolü olarak görüldügünün altini çiziyor. Göle bugün Türkiyede var olan ‘ideal kemalist kadin’ imajinin erkekler için söz konusu olmamasinin bunun ispati mahiyetinde oldugunu ekliyor.

Sahasinda otorite sahibi tarihçi Ilber Ortayli bu sabatayist (dönme) grubun gerçekte laik olan ilk cemaat oldugunu vurguluyor. Ortayli sözlerini söyle sürdürüyor: “ Bu cemaatin aydinlari ve felsefecileri laik bir hayat sürmekle kalmaz bu görüslerin yayilmasi için de çalisirlar. Eger 17. asirdan sonra sosyal ve kültürel bir çöküs yasayan asil yahudilerin Türkiyeye katkilari yoktur diye iddia edebilirsek, yani eger bunu söyleyebilirsek, o zaman bu ortodoks, gerçek yahudilerin kendilerinin oynayamadigi kültürel ve sosyal rolü onlarin yerine bu sabatayist grubun oynamis oldugunu hiç tereddütsüz söyleyebiliriz ”.

Önemli konuklarin laiklik ve dönmeler irtibati üzerine yaptiklari bu açiklamalarla laikligin dönmeler tarafindan nasil sahiplenildigini ve onlarin bu mefhumu nasil algiladiklarina açiklik getiren film daha sonra bütün bunlarin müslüman Türkiye halkinin düsünceleri üzerindeki etkilerini dillendirmek için bu konuyla ilgili bir kitap sahibi olan Yesevizade adli yazara söz veriyor. Laiklik ve laikligin getirilis sekli yüzünden müslümanlarin dönme cemaatine pek sicak bakmadigi görüsünde olan Yesevizade su ifadelerde bulunuyor: “ Batiya çok çabuk açildiklari, ve çok iyi egitim gördükleri ve ekonomide, basinda, idari hayatta, kisaca toplumun ileri noktalarinda çok önemli yerler edindikleri içinde tabiî reaksiyon ve kiskançlik dogmasina sebep oluyorlar. Ve bütün bunlar bir araya gelince müslümanlarda bir anti-dönme temayülü gelisiyor, ayni anti-yahudi, anti-mason temayüllerinin gelismesine paralel olarak. Müslüman bir militanin ilk aklina gelen sey sudur: ‘Yani Türkiyeden Islam’i kim iktidardan indirdi ve tekrar Islam’in hakim olmasina mani kuvvetler hangileridir’, simdi böyle bir tahlile yöneldigi zaman, haliyle tarihi olarak bu çesit zümreleri karsisinda görüyor, yani özellikle yahudiler, dönmeler ve masonlarin gizli bir takim hareketlerle Türkiyede islami devirdiklerini hatta Osmanli devleti’ni bir yerde yikima götürdüklerini tespit ediyor vu bundan tabiî olarak rahatsizlik duyuyor. Ayrica Türkiyede halen bu gruplarin çok büyük nüfuzlari oldugunu yani kisaca kendi inançlarini bir yerde siyasi rejim haline getirdiklerini ve devamli olarak Islam’in Türkiyede gelismesine set çeken birer unsur olarak yer aldiklarini görünce de bunlarla hesaplasmadan hiç bir zaman Türkiye’de Islam’i tekrar iktidar yapamiyacagini anliyor, böyle düsünüyor ve ordan ister istemez bu çesit zümrelerle karsi karsiya geliyor. Yani bu tarih boyunca sürüp gelen bir ideolojik çatismanin devami mahiyetindedir ”.

Yesevizade’den sonra sözü Nükhet S. adli bayan aliyor. Dönmelerin kendilerini gizlediklerini ve bunu atalarindan ögüt olarak tuttuklarini kendi tecrübesini örnek vererek açiklayan Nükhet S. bu gizlilik prensibinin sebeblerini ve nedenlerini anlatiyor. Kendilerinin gerçekten Islam’i din olarak kabul etmediklerinin altini çizen Nükhet S. bunu ögrenen ve dönmeleri bu kimlikleriyle taniyacak olan Türk halkinin onlari kiskanacagini ve bulunduklari yüksek mevkilerden indirerek dönmeleri Türkiye’deki normal hayattan koparacagi korkusu yüzünden kimlikleri hakkinda bilgi vermediklerini söylüyor. Nükhet S. dönmelerin öldürülme kaygisiyla degil sadece daha modern ve daha egitimli olduklari için kiskançligin hedefi olabilecekleri endisesiyle gizlendiklerini ve müslüman Türkiye halkiyla kendi aralarinda kesinlikle bir farkin ve bir sirrin bulundugunu israrla söylüyor. Fakat kendisinin bu sirri açiklayamiyacagini ve hatta bilmedigini fakat bir farkin oldugunu ve bu büyük sirrin belkide sadece bu ‘farkli olusu’ unutmamak oldugunu söylüyor.

Uzunca isledigimiz bu bölümü özetleyecek olursak bu bölümün dönmelerin Mustafa Kemal’i ve laiklikigi nasil sahiplendiklerini, daha modern ve egitimli olduklari ve her sahada önde olduklari için kendilerini Türkiye’de imtiyazli bir grup olarak gördüklerini ve onlarin bu mevkilerini kayb etmek korkusuyla müslüman olmadiklari halde böyle göründüklerini açikladigini söyleyebiliriz.

Bölüm 5-Dönmeler asimile olmuslardir, yeni nesilleri atalarinin yasadigi hayat biçimini bilmiyorlar

Bu son bölümde, film boyunca yapilan ilginç açiklamalarin siddetini bir ölçüde azaltmak ve söylenenlerin siddeditini azaltmak için olsa gerek dönmelerin artik asimile olduklari ve hiç bir farklilik arz etmedikleri konusu isleniyor.

Önce dönmelerin Selanik’te ki son izlerine dönülüyor. Simdi Selanik tarihine hasr edilmis fakat dönmelerden kaldigi bilinen K evinin sorumlusu Hekimoglu adinda bir genç, dönmelerin ‘Selanigin hayaletleri’ olduklarini söylüyor. “ Hep bahis konusu olurlar fakat baktiginiz zaman hiç onlari göremezsiniz ” diyerek onlarin geçmiste Yeni camii’nin çevresinde yasadiklarini ispatlayan hiç bir belgenin olmadigini söylüyor. Bundan sonra, yukarida tanismis oldugumuz konuklar artik dönmelerin asimile olduklarini söylemek ve onlarin dini bakimdan bir nevi nesli tükenmekte olan tür olduklari tezini ispatlamak için teker teker söz aliyorlar.

Esin S. ailesinin kendisine hiç bir zaman dinden bahs etmediklerini ve onlara bir inancin hiçbir zaman aktarilmadigini söylemek üzere tekrar söz aliyor. Annesinin Allah ve Muhammed’e inandigini ve onun her zaman Kuran’a göre dua ettigini duydugunu söyleyen Esin S. annesinin baska bir dinin usulüne göre de dua etmis olabilecegini ima ediyor fakat kendisinin bunu hiç duymadigini belirtiyor. Son olarak Esin S. Allah’a, cennete, cehenneme ve dinlere inanmadigini tekrarlayarak atalarinin kendisine hiç bir dini görüsü asilamadiklarini kanitlamaya çalisiyor.

Hemen akabinden Mustafa D. babasinin, dayisinin ve diger büyüklerinin hiç bir zaman kendisine bir dini tanitmadigini, dönmelerin hiç bir gizli inançlarinin olmadigini ve eger var idiyse neden kendisine bunlarin genç yaslarinda aktarilmadigini sorguluyor. Mustafa D. den sonra Yildiz S. yeni nesillerin asillarini unutmak istediklerini ve bu konuyu artik hiç hatirlamak istemediklerini vurguluyor.

Sunucu bu söylenenleri destekleyen su cümleleri ekliyor: “ Dönmeler kemalist toplum içerisinde erimeyi kendi istek ve arzulariyla kabul ederken belki bir zamanlar özel bir kültür olan kendi yasayis biçimlerini yok etmeyi kararlastirmis oldular. Geçmisi inkar etmeyi ve onu aktarmamayi seçtiler. Bu asimilaysonlarini gerçeklestirebilmek için verilmis olan bedeldi ”.

Can T. dönmelerin asimile olmaya basladiklarini ön plana çikarmak isteyen bu bölümde babasinin dönme olmayan birisiyle evlenen ilk sahis oldugunu ve yarim dönme oldugu için dönmelerin kensisini ‘aci sogan’ adiyla çagirdiklarini belirtiyor. Kendisinin tekrar tam dönme olabilmesi için tekrar bir dönme ile evlenmesi gerektigini söyleyen Can T. bu yolu seçmedigini ve bir hristiyanla evlenerek bir ‘aci sogan’ olarak kaldigini ekliyor.

Pamir B. yirmi yaslarindayken, kendisinin ve Özel Esen adli akrabasinin dönme asilli olduklarini ailelelerinden degil, Amerikada okuyan bir yakinlarinin tavsiyesiyle okuduklari Britannica ansiklopedisindeki dönme maddesinden ögrendiklerini söylüyor. Aslinin nereden geldigini arastirmak için Osmanlica ögrendigini söyleyen Pamir B. tuttugu bir hocanin yardimiyla eski kitaplari okuduklarini ve atalarinin kabir taslarindaki yazilari da okuduklarini belirtiyor. Kamera, Pamir B. ve hocasini Zorlu ‘dan Maçka daki aile kabristani oldugunu ögrendigimiz bir mezarlikta gösterirken Pamir B. Sabatay Sevi ve sürdürdügü ikili yasam tarzi hakkinda hiç bir sey bulamadiklarini belirtiyor.

Kamera mezarliklari gösterirken sunucu filmin sonunu getirecek metni okuyor. “ Gerçek türk oldular ama köksüz olarak. Bize tarihlerini anlatacaklarini zannediyorduk fakat bizimle ayni arayista olan (bu konuda bizden daha bilgili olmayan) erkek ve kadinlarla karsilastik. Sordugumuz sorulara baska sorularla cevap veriyorlardi, sorulari soranlar bizler iken, soru sorulanlar haline geldik. Her birimizin elinde bulunan tek tük bilgileri kullanarak adeta bir yap boz seklinde bu cemaatin esrarengiz geçmisini ve ilginç tarihini dizdik. Hatiralar dedikodulara karisiyordu ve gerçekleri yalanlardan ayird etmek imkansiz gibi görünüyordu ”. Bu metin okunurken Bülbül deresi mezarliginda çesitli mezar taslari ekrana yansitilirken bir ara kamera osmanlica yazili bir mezar tasinda durakliyor. Bu osmanlica yazidan ziyade dikkati çeken uzak planda olan bir mezar tasi ki az sonra ön plana aliniyor, altinda Atatürk’ün hocasi yazili olan Muallim Semsi Efendinin resmini tasiyan mezar tasi filmde bir kez daha gösterilmis oluyor.

Sunucu metnini keserek dönmelerin iki din arasindaki psikolojik durumuna isik tutmasi bakimindan Can T.’ye son konusmaci olarak söz veriyor. Geçmisini arastirmanin bir emniyet arayisi oldugunu ve bazen insanin bu ihtiyaci hissettigini belirten Can T. bu hissin tam aksine bazen bu köklerden kopup hür olabilmek duygusunun da var oldugunu söylüyor.

Budapeste’deki yahudi arkadaslarina kendisini yahudi olarak tanitmanin onun durumunu degistirebilecegini fakat dönme oldugunu söylemesinin kabul edilmeyecegini tebessümle söyleyerek özellikle bir topluma ait olmak istedigi takirde, dönme olmanin kolay bir sey olmadigini belirten Can T. dönmenin hiç kimse tarafindan kabul edilmedigini ve bunun zor bir durum oldugunu ekliyor. Bazen iki kimlikle oynamanin kendilerine cazip geldigini de ekleyen Can T. bunun hayat denen oyunun kurallarindan birisi oldugunu açikliyor.

Son olarak Zorlu’dan Ibrahim K.’ya ait oldugunu ögrenebildigimiz, Sabatay Sevi’den baslayarak asagiya dogru inen bir soy agaci görüntüleniyor. Kamera bu soy agaci üzerinde gezinirken sunucu Guy Cambreleng su son sözleri siraliyor : “ Sadece bir soy agaci onlari Sabatay Sevi dönemine dayandiriyor. Ne yahudi, ne müslüman olan Sabatay cemaatin baskisindan kaçarak kendisinden sonra gelenleri bagsiz ve inançiz yapti. Onlar çift kimlikli degil farklidirlar. Bu iki kimlik onlari iki din arasinda ve dogu ile bati arasinda olan farkli bir zümre yapmistir ”.

Filmin bu son kismini gözden geçirecek olursak dönme katilimcilarin Dönmelik hadisesinin köken olarak dini bir hareket olmasina ragmen simdiki dönmelerin dini bir farklilik tasimadiklarini söylüyorlar. Her birisi aile büyüklerinin kendilerine degisik bir din anlayisi aktarmadiklarini belirtiyorlar. Kendilerini, film boyunca, sosyolojik olarak laik müslüman yahut ateist olark tarif eden, soy olarak ise yahudilige dayandiran katilimcilar bu bölümde yahudilikten hiç bahsetmeyerek bu dinle ilgilerinin sadece tarihsel oldugunu ve dini bakimdan onlarla hiç bir alakalarinin kalmadigini ima ediyorlar. Bazi konuklar kendilerinin artik sadece Osmanli’dan kalan çok degisik etnik kökenlerden gelen ve hala var olan diger gruplar gibi gördüklerini ve kendi aralarinda evlenerek soylarini bir ölçüde koruyan bir grubun hala var olmasina ragmen bunlarin da artik dönme olmayan insanlarla yapilan evliliklerle çözülmeye basladigini ima ediyorlar. Diger bazi konusmacilar ise dönmelerin artik Türk toplumuna asimile olduklarini, soylarini sagdan soldan gelen bilgiler sayesinde ögrendiklerinin altini çiziyorlar. Buna göre Esin S. ‘Ateistlik’, Mustafa D. ‘hiç bir farkli dinin olmadigi’, Yildiz S. ‘dönmelerin asiri asimile olma dilegi’, Can T. ‘karisik evlilikler’, Pamir B. ‘bildiklerinin sadece ansiklopedik bilgililer oldugu’ savlari üzerinde durarak dönmeligin bugün için hiç bir dini boyut tasimadi tezini ileri sürüyorlar.

Filmin yapilmasinin amaci ve sonuç :

Türklerin dönmelik meselesini bilmedikleri dogrudur. Bir çok insan bu hadiseyi hiç duymamistir. Duyanlar ise sadece dedikodu türü ve önyargili bilgilere sahiptirler. Dönmelerin yahudi kaldiklari, zararli olduklari ve onlarin Türkiye’de gizli bir hakimiyet kurduklari söylenegelmistir. Yalniz hiç kimse dönmeligin ne oldugunu tam anlamamistir. Bu yüzden ‘Sazanikos. Son dönmeler’ filmi gerçekten çok büyük öneme sahiptir. Bu film sundugu belgeler ve katilimcilarin degeriyle kaynak bir referans olma özelligini tasimaktadir.

Filmin yapimcilari olan Blumental ve Grosman’in musevi olduklarini Ilgaz Zorlu beyden ögrenmistim. Musevilerin bu konuya merakli olmalari çok olagan ve makuldür. Bu film Israil akademik çevrelerinin dünya yahudilerini toparlama gayesine uygun olarak, kimin yahudi kimin yahudi olmadigini saptamak amaciyla yapilan çok dogal ve rutin arastirmalara katki saglamak üzere yapilmis çalismalardan biri olabilir.

Bu çalismayi yapma fikrinin dönmelerden gelip gelmedigi bilinmiyor ama dönme asilli bazi Türk vatandaslari çalismaya katki yapmayi kabul ederek filmin gerçeklesmesine büyük kakti saglamislardir. Buradan dönmelerin de bu çalismaya belli bir hedef dogrultusunda katildiklarini düsünebiliriz.

Dogrusu filmin neden bu dönemde, ne amaçla ve kime yönelik yapildigini tam anlayamiyoruz. Yapim tarihi 1992. Hadisenin baslangicinin 1666 tarihinde oldugunu hatirlarsak, üç asirdan fazla bir süreden beri gizlilik prensibine bagli kalan bu cemaat üyelerinin bu dönemde neden suskunluklarini bir ölçüde de olsa bozduklarini sormak her halde uygun bir sual olacaktir.

Filmin yapilmasinin desteklenmesi yahut da en azindan tasvip edilmesi iki sebebe dayaniyor olabilir. Birinci sebeb dönmelerin ortada dolasan ve gittikçe çogalan spekülasyonlarin ve sorularin altinda ezilmemek için bunlari kanalize ederek kontrol altina almak istemeleri olabilir. Yani bu spekülasyonlara cevap olarak verilen bazi eksik dogrularla insanlari yanlis sonuçlara yönlendirerek dönmeligin ayni zamanda hem var hem de yok oldugu yönünde yapilan tezatli açiklamalarla dedikodulari derinlestirmek ve bayagilastirmak.

Halkin dönmeler hakkindaki düsünceleri dört noktada odakalaniyor ; –Dönmeler vardir –Dönmeler güçlüdür. -Dönmeler Türkiyede hakimdir. -Dönmeler yahudidir.

‘Dönmeler vardir’, iddiasina karsi gelistirilen fikir dönmelerin yok olmak üzere oldugudur. Filmin ilk ve son bölümünü ard arda koyup birlestirerek seyredecek olursak verilmek istenen mananin filmin basligina da uygun olarak dönmelerin hem din hem de irk olarak son dönemlerini yasamakta olduklaridir. Aslinda yapimcilarin kendileri de filme son dönme degil ‘son dönmeler’ demisler ki daha bu zümrenin bir hayli ferdi oldugunu isarettir. Bir miktar dönme kalmis olsa da bu soydan gelen insanlarin yok denecek kadar az oldugunu ve bu insanlarin geçmisleri hakkindaki bilgilerden onlari Britannica’dan ögrenmeye mahkum olacak derecede yoksun olduklari görüsü filmin ana temalarindan birisidir. Filmin son bölümünde bu soyun artik mezarliklarda arandigi imaji veriliyor, Pamir Bezmen mezar geziyor aslini ögrenmek istiyor ama bir sey bulamiyor.

Filmde verilen bu ‘son dönmeler’ imajiyla halkta olan ‘dönmeler güçlüdür’ kuruntusuna da cevap verilmis olunuyor ayni zamanda. Cünkü asimile olup farkli kimlik tasimayan ve yok olmakta olan bir grup güçlü olamaz ve Türkiyede hakimiyet kurmus olamaz. Demek ki halkin bu konudaki spekülasyonu yersizdir denmeye getiriyorlar.

Filmin gayesi dönmelerin yok olmakta oldugu ve bu sebepten onlarin güçlü ve hakim olamiyacaklari fikrini savunmak olsa da aslinda filme katilan konusmacilarin açiklamalari çok çeliskilidir. Bazi konusmacilara göre dönmeler asillarini unutmuslardir ; onlar sir olarak özel bir din saklamazlar. Diger bazilarina göre onlarda bir sir kültürü vardir. Bazilarina göre asimile olmuslardir, diger bazilarina göre kendilerinden olan birisiyle evlenmeyen bir fertlerine ‘aci sogan’ diyerek toplumsal baski uygulayabilen bir cemaat vardir, yani aslinda onlar bir güç teskil etmektedirler. Tenakuz ihtiva eden bu ifadeleri bir siyasî davranis olarak alabiliriz çünkü tenakuz dönmeligin dogusundan beri var olan bir prensipdir. Dönmelerin yok olmaya yüz tutmus bir grup olmayip aksine güçlü ve hakim olduklari iddiasini tenakuzun diger kefesindeki hakikat olarak görürsek, onlarin halkin ‘dönmeler güçlüdür ve hakimdir’ dedikodusuna hem evet, hemde hayir diyerek bir bakima süpheleri canli tutmak amacini gütmüs olabilecekleri varsayilabilir.

Eger dönmeler gerçekten hala var iseler ve böyle güçlü ve hakim bir zümre olusturuyorlarsa ve dönmelerin bir kismi bunu, bazi soydaslarinin inkar etmesine ragmen, ima ediyorlarsa, bunu da güçlerini bir nebze olsun göstermek gayesiyle yapmis olabilirler. Bazi dönmeler neden varliklarini ve Türkiyedeki etkilerini gizlemek istemezler ? Gizlilik prensibi üzerine kurulu oldugunu söyleyip durdugumuz bir grubun fertlerinin kendileriyle ilgili ip ucu vermesi bize garip gelebilir. Bunu sadece dönmelerin homojen yapiya sahib bir grup olmamasina baglayabiliriz ve biliyoruz ki bir cemaat içersinde herkes ayni sekilde düsünmeyebilir. Her ne kadar filmde söylenmemis olsa da dönmelerin çok erken dönemlerde bazi gruplara bölündükleri ve aralarinda çekisme ve rekabet bulunan üç alt grup olusturduklari bu konuda çikan kitaplarda belirtilmistir.

Bazi dönmelerin bu filmle, gizlilik prensibine bir ölçüde riayet etmemelerini dönmelerin aralarindaki düsünce farkindan baska sebeplerle açiklayabilirmiyiz?

Bu bilgi sizdirma olayi mistik ve siyasi sebeplerden kaynaklanarak bilinçli bir sekilde yapilmis olabilir. Bir kaç hipotez üzerinde durabiliriz. Dönmeligin dini boyutuna önem veren bazi cemaat fertlerinin varliklari hakkinda bilgi sizdirmalarinin sebebi mistik motivasyonlara dayanabilir. Dönmeler belki, her bâtinî akimin doktrininde var olan ‘varligi bilinmeyen güç yok gibidir’ prensibine göre hareket ederek, güçlü olduklarini süpheyle karisik bir halde de olsa toplumun bilinç altina salarak, güçlerini his ettirip bu sayede hem kendi egolarini rahatlatmis hemde muhaliflerine aba altindan sopa göstermis olabilirler.

Mistik motivasyona paralel olarak iki politik motivasyon üzerinde durabiliriz. Bu politik motivasyonlar bize filmin zamanlamasi hakkindada bilgi verebilir.

- Kendilerine getirebilecegi tehlikeleri göze alarak varlik ve güçlerini inkar etmeyen bilakis bunu ima eden dönmeler bunu belkide artik, filmde Türkiye’de cumhuriyetle kurduklarini iddia ettikleri, saltanatlarinin sarsilmazligina kanaat getirerek yapmis olabilirler.

- Dönmelerin tehlikeye ragmen ip ucu verme yolunu seçmede gösterdikleri bu cüret, dönmelerin en azindan karindaslari sayabilecegimiz (en azindan diyorum çünkü bir bakima dindaslari da sayilabilirler), yahudilerin Amerika, Avrupa ve Israil’de bulunduklari güçlü durumdanda kaynaklanmis olabilir.

- Bu son hipotez bizi halkin dilinde dönmeler hakkinda dolasan dördüncü spekülasyon konusuna götürüyor ; acaba dönmeler yahudi midir?

- Filmin diger önemli bir tezi, dönmelerin yahudilikten ayrilan fakat Islam’a da girmeyen bir grup oldugudur. Dönmeler ne müslüman-türk, nede yahudididirler. Film onlari bambaska bir grup olarak lanse ediyor. “ Sabatay Sevi yeni bir din kurmustur, o hem yahudilikten hem müslümanliktan olan insanlari Sabatayizme sokmustur ” diyordu Bezmen. Diger bazi konusmacilar onun bambaska karma bir yol kurdugundan bahs ediyorlardi. Filmde dönmelerin yahudi olmadiklarini konusmacilarin çogu destekliyor.

- Peki dönmeler filmin iddia ettigi gibi yahudilikten ayrimi dirlar? Buna cevap bulabilmek için dönmelerin ve yahudilerin arasinda olan irkî ve dini baglari analize etmek faydali olabilir.

Yahudi kimligini tarif etmek zor bir istir. Yahudiler sâmî soyundandirlar ve bir insan ancak yahudi bir anneden dogarsa yahudi olarak kabul edilir. Aslinda yahudi kimliginin bir irka ya da bir dine mi nisbeten kazanildigi yahudilerin kendileri tarafindan bile hala tartisilan bir konudur.

Eger yahudilik kavmiyete anlayisina dayaniyorsa dönmelerin yahudi sayilmasi gerekir çünkü onlar irkî anlamda sâmî-yahudi kavmindedirler. Ve dönmeler belkide Avrupa, Asya, Amerika, ve Afrika’daki yahudilerden daha sâmî ve daha saftir çünkü onlar bulunduklari yerin insanlari ile çogu zaman kendilerine ragmen karisarak semitik özelliklerini yitirebilen diger yahudi topluluklarindan çok daha titiz davranmislardir bu konuda. Dönmelerin türklerle karisik evlilik yapmalari çok yeni hadiselerdendir. Bazi dönmelerde aslinda yahudilerle evleniyorlar bu da çok daha ilginç bir durum doguruyor. Hatirlarsak filmde Can T. kendisin yari dönme oldugunu söylüyor, Nükhet S. ise anne-babasinin birisinin yahudi birisinin dönme oldugunu söylüyor.

- Demek ki irkî anlamda dönmeler Habesistan falasalari yahut asirlar boyunca Avrupada yasayarak hind-avrupa toplumunun fizyonomik özelliklerini tasiyan bazi yahudilerden daha çok semitik özellik tasiyabilirler. Fakat yahudilik sadece kavmiyete nisbeten olmuyor. Aslinda dönmeleri Yalçin Küçük’ün teklif ettigi sekilde, ibrani irkindan olup yahudi dininden ayrilmis bir firka olarak görebiliriz çünkü dönmeler doktrinel bazda gerçekten yahudi sayilamazlar. Yahudiler onlari kendilerinden kopan sapik bir firka olarak görürler. Dönmeler ise kendi dinlerine ve peygamberi Sabatay Sevi’ye inanmayan yahudi çogunlugu kafir olarak görürler. Fakat bu dönmelerin kendilerini yahudi olarak görmedikleri anlamini tasimaz bilakis dönmeler kendilerini Verus Israel yani asil yahudiler ve tek gerçek israil milleti olarak görürler. Istanbul ve Izmirde özel sinagoglar yaptirdiklarini ögrendigimiz bir kisim dönmelerin kendilerini hala yahudi olarak gördükleri inkar edilemiyecek bir gerçek olarak önümüze geliyor. Filmde tanimsis oldugumuz Ibrahim K.’nin Maçka daki evinin alt katinin bir yahudi-dönme havrasi oldugunu Zorlu açiklamisti.

- Ortodoks Yahudilikle az yukarida gördügümüz sebeplerden dolayi doktrinel manada hiç bir zaman bagdasamayacak olan dönmelerin onlara bir yakinligi olabilir mi ve varsa bunun sebebi ne olabilir? Bunun cevabini belki filmde dönme olanlarin arasinda en enteresan sekilde konusan Can T.’nin son sözlerinde bulabiliriz. Dönmelerin iki kimlillikli olduklarini söyleyen Can T. onlarin bazen müslümanlara bazende maslahat geregi olarak yahudilere yaklasma oyununu oynadiklarini açikliyor. Ona göre dönmeler çikar için müslümanliga ve yahudilige yanasabilirler. Can T.’in bu sözlerine önem vermek durumundayiz. Doktrinlerinin çatismasina ragmen iki cemaatin birbirine yakinlasmasinin sebebi gerçekten menfaat ve çikar olabilir. Gerek dönmeligin tarihi olarak yahudilige dayanmasi ve bu sebepten yahudilerin onlarla ilgilenmesi gerekse bugün bir altin devir yasayan yahudi kimliginin dönmelere cazip gelmesi yüzünden her iki grup birbirine yaklasmak durumunda bulabilir kendisini. Filmde, söz alan konusmacilardan sadece Ilber Ortayli dönmeleri yahudilere asimile eden bir görüs belirtiyor. Ortayli dönmeler yahudilerin yapmadigini onlarin yerine yapmislardir diyor. Ortaylinin bu açiklamasi çok önemlidir.

- Dogrusu, her iki tarafin çikarlarina uygun düstügünden doktrinel uyumsuzlugu göstermemeye çalisan bazi akimlar türemistir hem yahudiler tarafinda hem de yahudi milliyetçiligine özendirilen bazi dönmeler tarafinda. Gerschom Scholem’in açtigi çigirin hem amaci hem de neticesi olarak, iki dinin, yani yahudiligin ve sabatayciligin önce ihtilaflarini ortaya koyarak ve daha sonra bu ihtiflari bir yana birakip kökende ve amaçta birlige varma düsüncesi etkili olmustur bu konuda. Doktrinel boyutu göz ardi ederek ‘her ne olursan ol yine gel’ politikasiyla hareket eden bazi yahudi çevreler nihayette dönmeleri en az dinsiz olmus batili yahudiler kadar yahudi kabul ederler. Hahamlarin baskisina ragmen bütün yahudi kökenli insanlari toparlamak amacinda olan bu yahudilerin dönmeleri yahudi olarak görmeleri mantiklidir. Bu çevrelerin gözünde dönmelerin laik olmalari ve museviligin emirlerini iptal etmis olmalari onlari klasik yahudilikten uzaklastirmis olsa da bu uzaklik günümüzdeki liberal ve sekülarize olmus, dinin emirlerini hiçe sayan batili yahudi insaninin Yahudi seriatina olan mesafesinden daha büyük degildir. Onlar için bir sabatayistle bir dinsiz yahudinin arasinda pek fark yoktur pratikte. Bilakis sabatayistler ve batili positivist ve cumhuriyetci yahudiler dini baskidan kurtulmak anlayisinda birlesmislerdir.

Böylece bu filmin halkimizin dilinde dolasan bazi spekülasyonlara cevap vermek ve onlari kanalize etmek üzere yapilmis olabilecigini söylemis olduk.

- Dönmelerin bu filmi tasvip etmelerinin baska bir sebebi de kimliklerini kaybetmek üzere olan bazi dönmelerin hafizalarini tazelemek olabilir. Dönmelerin filmin yapilmasina razi olmalari asimilasyona ugramis bir takim cemaat fertlerine geçmislerini hatirlatmak amaciyla olabilir mi?

- Bu filmin kime yönelik yapildigi anlasilmiyor demistim yukarida. Katilimcilarin türkçe bildikleri halde beyanatlarini genellikle fransizca ve ingilizce yapmis olmalarindan bu filmin yetmis milyon Türkiye halkina yönelik olmadigi sonucunu çikarabiliriz.

Yapimcilar filme katki yapmayi kabul eden dönme vatandaslarimiza filmin fazla reklamini yapmamaya söz vermisler. Doksanli yillarin baslarindan itibaren oldukça çogalan ve her türlü imkanlara sahib olan özel Türk televizyon kanallarinin bu her yönüyleTürkiye’den bahseden çalismaya ehemmiyet vermemelerinin sebebi belki yapimcilarla dönme vatandaslarimizin arasinda yapilan bu sözlesmeyle alakalidir. Türkiye’de yasayanlarin bu kasetten haberdar edilmemelerinin sebebi ne olursa olsun gerçek o ki bu çalismanin türkçe yapilmamasi ve olur olmaz seyleri ekranlara tasiyan bunca özel kanalin bulundugu bir ülkede, kendisini en yakindan ilgilendiren ve yakin tarihi hakkinda çok büyük iddialar ortaya atan bu filmin Türkiye’de gösterilmemesi bizde bu filmin Türkiye’de ingilizce ve fransizca anlayabilen intellektüel seviyesi yüksek elit bir tabakaya veya yabancilara seslendigi düsüncesini uyandiriyor. Bu film büyük ihtimal dönmelerin kendilerine sesleniyor.

- Peki ama bu çalimsa dönmelere ne mesaj vermek istiyor olabilir?

- Az yukarida dönmeleri tam asimile olmus ve tarihini yitirmis bir topluluk olarak sunan filmi bu görüsünden dolayi tenkid etmistim. Yaptigim bu tenkidden vazgeçmiyerek dönmelerin hepsinin degil ama bir kisminin gerçekten bazi adetlerini unuttuklarini ve dinlerini umursamadiklarini farz edebiliriz. Üç asirlik tarihlerinde bazi dönmelerin hiç türklesmediklerini söylemek yanlis olur. Bu yüzden filmin yapilmasinin sebeblerinden birisi de dönmelerin kendilerine yapilmis bir seslenis olabilir.

- Dünyada yahudi kimliginin deger kazandigi bir dönemin etkisiyle milliyetçilik damarlari kabaran bir takim dönme vatandaslarimiz, geçmislerini unutmakta olan bazi diger soydas ve dindaslarina Türkiye’de farkli bir zümre olusturduklarini hatirlatmak ve 1960 yillarindan sonra hiz kazandigi söylenen cüz’î asimilasyonu frenlemek amaciyla dönme asilli insanlara sesleniyor olabilirler.

 

Hakkında Muharrir

2 yorumlar

  1. Son derece detayli bu analiz icin tesekkurler. Acaba belgeselin turkce altyazılı versiyonu var mı?

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

*
Yorum yapmak için resimdeki karakterleri karşısındaki boşluğa doldurmalısınız. Resimdeki yazıları yenilemek için tıklayın.
Click to hear an audio file of the anti-spam word

Başa Git