ŞEHADETİNİN 2. YILINDA MUHSİN YAZICIOĞLU
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ŞEHADETİNİN 2. YILINDA MUHSİN YAZICIOĞLU
HÜSEYİN KILBAŞ
hkilbas@hotmail.com
09 Ekim 2011 Pazar Saat 15:24

ŞEHADETİNİN 2. YILINDA MUHSİN YAZICIOĞLU

         “Şimdi bakın yoldan geldik, yola gideceğiz. Hiç birimizin garantisi yok. Bir saniyenize bile hâkim değilsiniz. Bir saniyesine bile hâkim olamadığınız, hükmedemediğiniz bir hayat için, bir dünya için, bu kadar fırıldak olmanın anlamı yoktur.  Düz yaşayacağız, düz duracağız, düz yürüyeceğiz. Dik duracağız, doğru gideceğiz. Allah'ın izniyle hayatım boyunca hep böyle gittim. Allah'ın izniyle, olsak da milletle olacağız. Olmasak da, milletle olmayacağız. Yarın ahirette Allah, bize “Niye iktidar olmadın” diye sormayacak. Sorarsa “vermediler” deriz.”      Vefatından önce Karaman konuşmasından.

        Partili partisiz bu memlekette yaşayan milyonların gönlünde dürüstlüğüyle, temizliğiyle taht kurmuş, ilkeli siyasetiyle, özellikle 28 Şubat dönemindeki demokrasi karşıtı zorba güçlere dik duruşuyla tarihe geçmiş bir liderin bütün takdir puanlarının ve saygınlığının sandığa bir türlü yansımayışı, memleketini hesabî değil hasbî seven bu yiğit adamın iktidara gelemeyişi sosyologların ve siyaset bilimcilerin akademik anlamda araştırması gereken bir konudur.

 

         Dünya hercümerç olmuş, insan kalbinin sızısına aldırmadan dönüp duruyordu. Ölen, öldüren, inanan, inanmayan, doğru, eğri, çirkin,  güzel arasında sürüp giden savaşta Allah rızası için bir kul çıkıp da hakemlik bile yapmadı. Hakem olarak sahaya sürülen darbeciler ise bu vatanın öz evlatlarına zindanlarda insanlık dışı, akla hayale gelmedik işkenceler yaptı, 15-16-17 yaşındaki çocukları çarmıhlara gerdi, en hassas yerlerinden elektriklere verdiler.

 

        O dönemin gençliğine ağabeylik yapacak birileri büyükleri de olmadı. Başları sıkıştığında çalacak kapı bile bulamayan inanmış serdengeçti alperen ordusunda Muhsin YAZICIOĞLU, ismiyle ve şahsıyla o neslin sembol olmuş isimlerdendi.

 

        Hoca Ahmet Yesevi ekolünün 20 yy. alperenlerinden olup o misyonun yani nizam-ı âlem için ilay-ı kelimetullah davasının yılmaz yıkılmaz bekçisi, yiğit lideriydi.

 

       Türkün, Türk düşmanıyla aynı zincire vurulduğu bir yerde, adaleti icra edecek, hukukun gereğini yapacak olanların elindeki adalet terazisi mi yoksa oduncu kantarı mıydı? Oduncu kantarı olsaydı bile bu kadar zulme rıza göstermezdi… Öyle adil yargıçlar ki, 17 yaşındaki çocuğu asabilmek için bir gecede (18 yaşındadır, asılacak çağdadır diye) mahkeme kararı çıkartarak asacak kadar hukuka âşık! Yargıçlar…


      Doğduk ve öleceğiz, işte bütün hakikat bu. Aradakiler sadece detaydır. Hoş bir sada olarak kalanlar ise bu detayların dizaynında gösterilen özendir. O, bir partinin genel başkanı olmanın ötesinde, büyük bir davanın her türlü olumsuzluklara ve yokluklara rağmen yılmaz, yıkılmaz lideriydi. Ufku, idealleri ve sevdası Türkiye sınırları aşan, özelde Türk ve İslam topraklarında genelde de tüm dünya coğrafyasında mazlum milletlerin dertlerini kendi derdi kabul etmiş büyük bir insandı. Onu Kırım, Doğu Türkistan, Bosna, Kerkük, Kosova,,, tanır ve severdi.

      Vefat haberiyle tüm Türkiye kan ağladı, Suriye, Kıbrıs, Çeçenya, Avrupa, Asya kendi öz evladını kaybetmiş gibi yandı, perişan oldu. Sevdası olan, davası olan, derdi olan, yerine göre öfkesi, nefreti olan ve kara gecelerle kavgası olan serdengeçti bir liderdi. Sadece kendi hayatını kurtarmaya çalışan değil, tüm gençliği, tüm insanlığı kurtarmaya çalışan bir ülkünün yiğit neferiydi.
  

        Ayrıca bazı bedel ve beklentiler karşılığında önüne serilen pek çok imkânları reddetmeyip milletin aleyhine kullansaydı şüphesiz paşalar gibi yaşardı. Ama onun milliyetçi, maneviyatçı, vatanperver yüreği böyle bir şeyi asla tercih etmedi. Sadece millete diyet borcu olan ve o şuurla var olan bir liderdi. Hz. Hüseyin gibi hak olan ve tek olan yol boş kalmasın diye ömrünü bu davaya verdi.

 

      Hizmet yeri olarak mekân tercihi, makam tercihi ve maddi yeterlilik tercihi de hiç olmadı. Bir başkasının adamı değildi, kendisiydi. Hoparlör değildi, mikrofonun sahibiydi. Milletten başka hiçbir makam ve zümreye diyet borcu olmadı. Örnek hayatıyla, temiz, dürüst, ilkeli ve inancından zerre taviz vermeden de siyaset yapılabileceğinin ispatı oldu.

      Kaza mı suikast mı, şüphesi hep zihinleri kurcalamaya devam ediyor. Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki böyle bir insanın tesadüfî bir şekilde, kaza ile ölümü kolayca inanılacak bir durum değil. Gönül isterdi ki dünya 21. asrı yaşarken eldeki mevcut teknolojiyle, tüm elektronik imkânlarla kaza mahalline hemen ulaşılsın ve şüpheli kazaya kurban gidenler hemen yaşarken bulunsun. Gönüllerin istediğiyle, İlahi takdirin kararı bir yerde buluşmadı. Kaza sonrası boşa harcanan zamana mı yanalım, yanlış yerlerde arandığına mı yanalım, arama kurtarma zafiyetimizi sırt coğrafi engellere ve iklimlere bağlayarak mı avunalım? Aradan tam iki sene geçtiği halde olayın üzerindeki sis perdesi hâlâ aralanmış değil.


      
Kaç lider tanırız, seçim arifesinde oy istemek yerine, dinleyen insanlara ölümü ve ahireti hatırlatan… Kaç lider tanıdık, düz yaşamayı, düz durmayı, düz yürümeyi, dik durmayı ve doğru gitmeyi öğütleyen… Rabbinin huzuruna da öyle gitti…  Başı dik, alnı ak olarak… Bir ömrü helâl yaşayarak…

      Kendisi sonsuzluğu özleyerek, sonsuzluğun sahibine varma özlemiyle ve halka da sonsuzluk âlemini düşündüre düşündüre gitti. Üşüyorum diyordu, hep… Kar altında üşüyerek Rahmet-i Rahmana kavuştu.


      Kişiler, liderler, canımız gibi sevdiğimiz insanlar bu yolda birer birer can vermiş olsa da Hakka bağlılığımız ve haksızlığa isyanımız devam edecek. Yeryüzünde zulmün de olmadığı, mazlumun da olmadığı bir düzen tesis edilene kadar bu mukaddes dava devam ediyor.


     Beraber can verdiği dava arkadaşların ruhlarıyla beraber ruhu şad olsun. Tüm Türk milletinin ve İslam ümmetinin başı sağ olsun. 

 

             
      Gazi Hüseyin KILBAŞ

tarihsuuru.com
Bu yazy toplam 486 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş..
GÜNDEM
ALINTI YAZARLAR
“ ‘Vurun’ dedi, vurduk!” mantığı
YAVUZ BAHADIROĞLU
Mısır`ın fethi Osmanlı`ya dünya hakimiyetinin kapılarını açmıştı.
ERHAN AFYONCU
M.Kemâl Paşa Ne Yazık ki Hakikati Anlatmamıştır!...
AHMET ANAPALI
Devrim tarihinde bir gezinti
AYŞE HÜR
Cahili Kuşatmaya Karşı Cemaleddin Afgani’nin Örnekliği
HAMZA TÜRKMEN
Türkiye, nasıl içeriden teslim alındı?
YUSUF KAPLAN
Kimliksiz Şehir: İslahiye
MUSTAFA YILDIZ
Kahire de sizin Saraybosna da..
İBRAHİM KARAGÜL
Sadece tekkeler mi kapatıldı?
D.MEHMET DOĞAN
MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE
Cumhuriyet’te para-meta oyunu
ŞAMİL TAYYAR
Üniversite sınavında ter döken çocuklarımız...
SİBEL ERASLAN
Çanakkale'de Almanlara karşı savaşıyor da olabilirdik
MUSTAFA ARMAĞAN
Gündemden Notlar
AHMET VAROL
Devrimden çıkarılacak dersler
A. DİLİPAK
Mısır uleması ve 90'lık kahramanı
MUSTAFA ÖZCAN
Mübarek sonrası
SERDAR DEMİREL
AHMET KALKAN
Liberal eleştiri ve öneri
ALİ BULAÇ
Kıbrıs
HAKAN ALBAYRAK