Oran’da tan vaktidir.
Betondan bir silüet halinde, kaskatı kesilmiş, karşı kıyılara bakan adam,
avuçlarıyla dirseklerini kavramış…
Altmış bir’i anbean yaşamakta, bir buçuk milyon’un maveraya uğurlanışını, an’ın
sıcaklığıyla hissetmektedir:
“Utbe, İber’e bu sahillerde göz kırptı… Tarık, maşukuna kavuşmanın özlemiyle
hırçın dalgalara sürdü küheylanını.
Al-i Osman’ın mührüyle, dört asır bir ‘Emin Göl’, bir ‘Faziletliler
Yurdu’ydu buralar. Piri Reis, dudak uçuklatan haritasını bu kıyılarda çizdi.
Hayreddin Paşa, ‘eman’ istemeyene ‘aman’ vermedi. Cenevizli, Korsikalı,
Maltalı… boyun eğdi, Fetih Medeniyeti’nin önünde.
Dize getirdi, dize gelmeyeni; Bedir’deki o ruhla. Kara Kıta’da bir baştan bir
başa; Bilal söyler, Osman okurdu Adaletin Ülkesi’nde.
……………………
Nice sonra attan indi hünkar. Pay-i Taht’ı atalet hali sardı. Ne kendine
bahtiyar, ne komşuya yar…! Karlofça’da Viyana’yı titreten değil, sıradan bir
Avrupalıymış Kazan hançeriyle.
İçten içe kemirmiş, bin dört yüz doksan iki kaçkınları… Vahyin Önderleri’ni,
kah ağaç kovuğunda, kah akıl almaz işkenceyle şühedaya katmış Siyon’un
çocukları.
Cezayir’i, Frenk’e pay-ı mal etmiş, peşinden de “Gücünüz yeterse…!” şantajıyla
küffarın necis çizmelerine çiğnetmiş, ülkemi iç etmiş…
Olurken bütün bunlar, Yeniçeri’ye Fransız ayarı çekilmiş… Başkent’in gafleti,
içerde ihanete, dışarıda dalalete dönüşmüş…
“Kurt dumanlı havayı sever!” misali, Haçlı, gediklerden içeri girmiş… Danışıklı
soykırım Batna’dan Tahat’a nice ocaklar söndürmüş, ‘Tanzimatlanmıştık.’
……………………
Emir Abdulkadir… Ferasetle dirayetin, cesarete inkılab ettiği adam… Tez zamanda
borudan tüfeklerle teçhiz etmiş koca ülkeyi. Osman Fodyo ile ikisi, güneş ile
ay gibiymiş, üzerimize ağan. Senusi, dillere destan.
Filistin’i Bağrına Basan Adam’la yüzü gülmüş ülkemin. Üçlüler Çetesi,
koparırken Yıldız’dan Koca Sultan’ı, bir yıldız kaymış Rabat’tan, Bingazi’den.
Bir İttihat kumpasıyla ana gövdeden koparılan yurdum, pespaye mal gibi atılmış
kurtlar sofrasına.
………………………
Conkbayırı’nda, Gelibolu’da, Seddü’l Bahir’de… “Şüheda gövdesi bir baksana
dağlar taşlar…!” uzanırken Cezayir’in Utbeleri…
Can evimizden vuran bir haberle uyandık:
Sene Elli Dört’teki hükümet, BM’de, De Gaulle kıyımına onay veriyor…
Hürriyetimizi, Nato hesabına ‘hükümsüz’ sayıyordu, bir de.
Artık, bir alev kentti yurdum, bir baştan bir başa. Dokuz milyonken nüfusu, bir
buçuk’unu Allah’a ısmarladık. Her evden üç şehit…
Oysa ne umutla gelmişti, “Yeter Söz Milletindir!” diye. Ah’ı yerde kalmadı,
Tanklara Boyun Eğmeyen Adam’ın… Gözlüğe ihtiyacı yoktu artık, Libyalı Ömer
Muhtar’ın.
………………………..
Sıcağı bitmeden soğuğu başlamıştı savaşın. Bir Buteflika yetişti imdada, kaf
dağında monşer!
“Adı sizden, ruhu bizden olsun yeter ki!
Bir de her karanlığı yıktık mı üzerine, Çölün Çocukları’nın. Akla karayı seçer,
kodesten kurtulmak için. Mühür bizde, hücre bizde. İkna olsun yeter ki; burs
bizde, rektör bizde.
Sandık mı? Açık oy, gizli tasnif! Eğer isterse! Buna rağmen aşarsa beton
duvarları; çöl bizde, gazap bizde. Lejyonerden kalma çapraz taktikle.”
Nasılsa sekiz, büyüktür doksan iki’den. Sen yine gönlüne bırak inancını.
Açıklamazsan eğer fikrini, işte sana fikir özgürlüğü. Kimse yapmaz bunu sana!
Bu iyiliğimi unutma!”
………………………...
Öyle a, b, c değil; onlarca desisemiz vardır, bir bilseniz. Külü Göğe
Savrulan Budist Kadın’a tulum çıktı oylar, bir zamanlar. Karaçi’de, Lahor’da.
Yakınlarda bir yerde ayrıldı sokaklar, sağ’a sol’a. Kan gövdeyi götürdü,
Tarlabaşı’nda, Kazancı’da… Lakin dökülmekte foyası, ruhu yabancının. Bu
topraklara sağır, lal olmuş dilleri, mühürlenmiş kalpleri!
…………………………
Oran’da ufka bakan adam! Gün ağarmak üzredir, havf ve reca vaktidir Duha’ya
kalan.
Tarık
Sezai KARATEPE