iki savaş arasında Mısır siyasetinin hakim fıgürleıinden
olan Kraliyet ve Vefd Fanisi İngiltere yanlısı tutumları ve başarısız
yönetimleri yüzünden halk desteğini kaybederler İsrail'e karsı kaybedilen 1948
savaşı siyasilere duyulan güvensizliği daha da artırır. Daha sonra Hür
Subaylar diye anılandınlacak Cemal Abdunnasır önderliğindeki bir grup genç subay bu genel hoşnutsuzluğu
öne sürerek yönetime el koyar. (1952) Kısa bir tereddütten sonra Krallığı
lağvedip (1953) Cumhuriyeti ilan ederler.

Nasır siyasi ve sosyal projelerini uygulama alanına sokmadan önce tüm diktatörler gibi kendi iktidarını sağlamlaştırma yoluna
gider. İlk etapta halk tarafından
sevilen ve yüksek rütbeli olan General Muhammed Necib'i Hür Subaylar üyesi
olmamasına rağmen İhtilal Konseyi Başkanlığına getirir. Buna paralel olarak
geniş halk desteğine sahip ve bir dönem kendinin de içinde bulunduğu İhvanla
(Müslüman Kardeşler Teşkilatı) yalan ilişkiler kurar. O kadar ki General
Muhammed Necib ve bazı ihtilal konseyi üyelerinin teşkilatın faaliyetlerine
aktif şekilde katılmalarına ses çıkarmaz. Üstelik darbe sonrasında tüm siyasi
partileri yasaklamasına rağmen İhvana dokunmaz. Tüm bunların tek bir nedeni
vardı; kendisinde olmayan (ilk başlarda) ama şiddetle ihtiyaç duyduğu halk
desteğini kazanmaktır.
Karşılıklı çıkara dayalı bu balayı fazla uzun sürmez. Nasır
iktidarını sağlanılastırdığına inandığı ara dönemin ardından ülke genelindeki
tek örgütlü güç ve en büyük potansiyel tehlike olarak gördüğü İhvan'ı 1954'te
yılından itibaren kanlı bir şekilde tasfiye eder. O binlerce İhvan mensubu
hapishaneye gönderilirken hareketin önde gelen altı ismi idam edilir. Ayrıca
iki yıl boyunca konu mankeni gibi vitrinde tutulan General Muhammed Necip de
emekliye sevk edilir. Nasır böylece öleceği 1970 yılına kadar Mısır'ın tek
adamı haline gelir.

NASIR VE İHVAN
Önündeki engelleri
birer birer kaldırmaya başlayan Nasır nihayet sıranın İhvan-ı Müslimin'e
geldiğine karar verdi Nasr'ın İhvan-ı Müslimin'le olan münasebeti 1945 yılında
başlamıştı. Kısa zamanda teşkilatın en faal üyesi batine gelen Nasır gizli
toplantılara da katılıyordu. Bir süre sonra başkanla arası
açıldığından 1948'den teşkilattan yavaş yavaş uzaklaştıysa da 1951 yılında
ilişkilerini yeniden geliştirdi. Nasır ihtilal için İhvan-ı Müslimin'den destek
isteyince ordu hareketiyle İslami esaslara dayalı bir rejimin kurulmasını
isteyen İhvan-ı Müslim başkanı Hasan el-Hudeybi teşkilatın tüm birimlerine bir
genelge yayınlayarak hareketin desteklenmesine sağladı. Ayrıca ihtilalden sonra
teşkilata mensup Abdül-hakim Amir, Abdullatif el-Bağdadi ile Kemalettin Hüseyin
gibi kişiler İhti al konseyi üyeliğine getirildiler.
İslam Ansiklopedisi,
Cilt 7. ist. Diyanet
Vakti. 1988
Nasır'ın bu dönemde iktidarını sağlamlaştırmak kadar önemle
üzerinde durduğu diğer meselede kangren haline gelen ülke üzerindeki İngiliz
hakimiyetidir. Sudan ve Suveyş Kanalının mevcut durumu bu hakimiyeti
yansıtıyordu. İhtilal konseyi o zamana kadar bir bütün olarak algılanan bu iki
sorunu ayrı ayrı ele almaya karar verir. İlk olarak daha kolay çözüme
kavuşturacaklarına inandıkları Sudan sorunu gündeme alınır. Konsey Sudan
halkının Mısır'la birleşmekten yana tavır koyacağını dolayısıyla kendi kaderini
tayin etme seçeneğinin benimsenmesinin herhangi bir sorun doğurmayacağı
kanısındadır. İngiltere'nin de kabul etmesiyle seçimlere gidilir. Seçimleri
Mısır yanlısı partiler kazanır. Ama İsmail el-Azeri'nin Başbakanlığında
kurulan yeni hükümet sürpriz bir kararla Sudan'ın bağımsızlıklığını ilan eder.
(1 Ocak 1956)

Sudan konusunda hayal kırıklığına uğrayan Nasır daha hayati
gördüğü Süveyş Kanalı meselesinde temkinli davranır. 1953'de başlayan
görüşmeler ingiltere'nin asker konusunda diretmesi Nasır'ın da bunu şiddetle
reddetmesi üzerine zaman zaman kesintiye uğrar. Sonunda bir uzlaşmaya varılır.
(1954 Temmuz) Buna göre, İngiltere 7 yıl süreyle Kanal'ı kiralayacak ama
İngiliz şirketine bağlı bir sivil ekip dışında hiç asker bulunduramayacaktı.
İngiliz birlikleri 70 küsur yıldan sonra Mısır'ı terkeder. (31 Mart 1956)
Nasır kısa ve orta vadede tatmin edici bulduğu bu antlaşmadan sonra ulusal kalkınmanın sembolü haline gelen Assuvan barajı üzerine
yoğunlaşır. Nil üzerinde yapılması düşünülen baraj elektrik üretiminin yanısıra
ülkenin ekilebilir topraklarının oranı da büyük ölçüde artıracaktır. Barajın
finansmanı için ABD ve İngiltere nezdinde girişimlerde bulunulur. Her iki
devlette kredi vermeyi kabul eder ağır şartlar öne sürerler. Nasır kısa bir
tereddütten sonra teklifi kabul eder. Ama bu sefer de ABD ve İngiltere Mısır
ekonomisinin krediyi karşılayacak derecede istikrarlı olmadığını öne sürerek
teklifi geri çeker. (1956)
Batının kısıtlamaları bununla sınırlı kalmaz. Silah alımı
konusunda İsrail'e her türlü
kolaylık sağlanırken Mısır'a ambargo uygulanır. Nasır kredi ve
silah ihtiyacını karşılamak için Sovyetlere yakınlaşmak zorunda kalır. İki ülke arasında bu tarihte başlayan ilişkiler İsrail'in güdümünde hareket eden
ABD'nin yanlış politikaları yüzünden gelişerek devam eder.
Gelişmeler Nasıra sertleşmekten başka seçenek bırakmaz. 26 Temmuzda (1956) Süveyş Kanalını millileştirdiğini ve
buradan elde edilecek gelirin de barajın yapımında kullanılacağını ilan eder.
İngiltere ve Fransa stratejik öneme sahip kanalı kaybetmemek için yanlarına
İsrail'i de alarak askeri müdahalede bulunurlar. ( 1956) Kısa sürede kanalın
denetimini tekrar ele geçirirler.
Ama Sovyetler Birliği ve ABD'nin nükleer tehditi karşısında
bölgeden çekilmek zorunda kalırlar. İki süpergücün beklenmedik yardımıyla
askeri hezimeti siyasi zafere dönüştürmeyi başaran Nasır ise Arapların ulusal
kahramanı haline gelir.

Araplar aradıkları lideri bulmuştu. Geriye tüm sorunların
çözümü olarak görülen Arab Birliğini kurmak kalıyordu. İlk teklif
Suriyeli'lerden gelir. Birleşme girişimlerinin akıbetleri içine doğmuş olacak
ki Nasır ilk başlarda teklifi ciddiye almaz. Hatta 5 yıllık bir geçiş dönemi
önerir. Reddedemiyeceğini anladığında ise merkezi bir yönetim altında tam bir
birleşme olmasını, bunun içinde tüm siyasi partilerin yasaklanmasını şart
koşar. Hayaller gerçekleşir, nihayet iki Arab ülkesi Birleşik Arap Cumhuriyeti
adi altında birleşir. Ama tüm güç Kahirede'dir. Nasır Şam'a vali olarak yakın arkadaşı Abdülkerim Amiri atar. Kilit
noktalara Mısırlılar getirilir. Mısır kanunları yürürlüğe girer. Bu durum Suriyelilerin tepkisini çeker. Gidişattan memnun
olmayan bir grub subay yönetime el koyarak Suriye'yi Birleşik Arap
Cumhuriyetinden çeker. Nasır ilk başlarda müdahale etmeyi düşünsede doğuracağı
sonuçları gözönünde bulundurarak vazgeçer. Artık Mısır'a ayıracak daha fazla
vakti vardır.
1963'te Irak ve Yemen'in de katılımıyla ikili bir Birleşik
Arap Cumhuriyeti deneyimi yaşanır. Bunun akibetide birincisi gibi hüsranla
sonuçlanır. Nasır buna rağmen etkisini artıracağına inandığı Arab birliğine
yönelik girişimleri desteklemeye devam eder. Mesela Yemen de iktidarı ele geçiren
Cumhuriyetçilere askeri yardımda bulunmaya devam eder. O kadar ki zamanla
Yemendeki Mısırlı asker sayısı 50 bini bulur. Nasır 1965'de Suudi Arabistan'a
giderek kendisine pahalıya mal olmaya başlayan bu meseleyi çözüme bağlamak
ister. Görüşmede Yemenin iç işlerine karışmama kararı çıksada kesin bir sonuç
alınamaz. Mısır birlikleri a cak 6 gün hezimetinden sonra geri çekilirler.
Dış politikaya gelince; Nasır I954'de yayınladığı ihtila1in
felsefesi adlı kitabında Mısır'ın kendini saran
Arap, Afrika ve İslam çevresi paralelinde hareket etmesi gerektiğinin
altını çizer. Mısır dış politikası resmi
olarak bu üç nokta üzerinde yoğunlaşsa da pratikte Arap çevresi ve Afrika ülkelerinin de içinde bulunduğu bağlantısızlar hareketi öne çıkar. Bu konseptin
şekillenmesinde İsrail faktörünü unutmamak gerekir. Tüm ittifak ve girişimler
bu faktör gözönünde bulundurularak hazırlanır. Zira Nasır konumu ve dönemin
siyasi atmosferi gereği Filistin davasının hamiliğini üstlenmek zorunda kalır.
İsrail'le ilk olarak daha genç bir subayken 1948'de Gazze'de yüzleşir. O ilk
karşılaşmadaki talihsiz sonuç bundan sonraki tüm karşılaşmalarda kaderi haline
gelir. Uzun süredir ertelediği yüzleşme 1967 yazında gerçekleşir. Tabii ki her zamanki bildik sonuçla...
6 GÜN SAVAŞINDAN ÖNCE
MISIR'IN EKONOMİK DURUMU
Savaştan iki ay öncesine kadar Nasır ve
komutanlarının derdi ülke ekono misiydi. Mısır'ın dış ödemeler dengesindeki 400
milyon dolarlık açık tüm kaynaklan tüketiyordu. Hükümet borç aldığı kredileri
ödeyemiyordu Profesör Laqueur'a göre Mısır'ın hazine kaynakları 40 milyon dolar
altın ve 46 milyon dolar dövize
kadar inmişti. (.......) Birkaç bin dolarlık yedek parça eksikliğinden koca fabrikalar kapanıyordu. Hükümet
tüm altın rezervleri-ni paraya çevirse ancak bir aylık ithalatı
karşılayabiliyordu (.......) Birleşik cumhuriyet sonuna yaklaşmıştı. Batıdan
yardım gelmiyordu. Sovyetlerde rekabet ortadan kalktığı için çok küçük
miktarlarda yardımda bulunuyordu
Milles Copeland,
DEVLETLER OYUNU,
istanbul. Nehir Yayınları. 1995
6 Gün Savaşı
Savaşı meydana getirecek gelişmeler aslında 1966'nın
Şubatında Suriye'de meydana gelen iktidar değişikliğiyle başlar. Yeni iktidar
(BAAS) İsrail'e sabotaj saldırılarında bulunan Filistinli milislere
sınırlarını açar. Misillemeyi devlet politikasına dönüştüren İsrail'in buna
tepkisi sert olur. Bir çok Suriye hedefi yerlebir edilir. Nasır 1966'nın
Haziran'ında Şam'la ticaret ve ödemeler anlaşması yine aynı yılın Kasım ayında Savunma paktını imzalayarak Suriye'nin
yanında durduğunu gösterir. Pasif tutumundan dolayı eleştirilen Ürdün Kralı
Hüseyin'de karşı atağa geçerek Nasır'ı 1956'dan itibaren İsrail Mısır sınırında
konuşlanmış, Birleşmiş Milletler askerlerinin arkasında saklanmakla suçlar.
Suriye-İsrail ilişkileri 1967'nin baharında iyice
gerginleşir Nasır Sovyet istihbaratının İsrail'in Suriye'ye saldıracağını
haber vermesi üzerine harekete geçer. İlk olarak egemenlik haklarını ihlal
ettiği gerekçesiyle Sina'daki Birleşmiş Milletler askerinin çekilmesini ister.
Bir adım daha atarak Akabe körfezini deniz ulaşımına kapatır. Ürdün kralı
Hüseyin hain damgası yememek için 30 Mayıs'ta Kahire'ye giderek Birleşik Arap
Cumhuriyeti ile savunma paktı imzalar. İsrail ise 2 Haziran'da General Moşe
Dayan'ı savunma bakanlığına getirerek
tüm bu restlere cevap verir. Artık savaş kaçınılmazdır. Dayan baskın
basanındır anlayışından yola çıkararak uzun süredir hazırladığı yıldırım
harekatına start verir. (5 Haziran) Plan umduğundan daha hızlı ilerler. Birkaç
saat içinde Mısır, Suriye ve Ürdün silahlı kuvvetlerini etkisiz hale getirmeyi
ve altı gün gibi çok kısa suretle de bu devletleri Mütareke masasına oturtmayı
başarır. İsrail Kudüs'ün de dahil olduğu Batı Şeria. Gazze, Golan tepeleri ve
Sina yarımadasının tamamını ele geçirerek bir anda topraklarını üçe katlar.
Tarihlerinin en ağır ve onursuz yenilgisini alan Araplar
Altı Gün Savaşının neden olduğu ezikliği hiçbir zaman üzerlerinden atamazlar.
Dönemin efsanevi lideri Nasır'ın ve onun sahsında tüm ilerici Arap rejimlerinin
halk nezdinde ki itibarları Altı Gün Savaşıyla yerle bir olur. 5 Haziran
1967'ye kadar kısmen de olsa halk desteğine sahip olan bu rejimler bu tarihten
itibaren sadece ellerinin altındaki silahlı güçlere güvenmek zorunda kalırlar.
Nasır 9 Haziran'da istifa etse de halkın isteği üzerine görevine geri döner.
Hezimetin şokunu atlatır
atlatmaz diplomatik girişimlere hız verir. İlk olarak Hartum'da Arap
zirvesini toplar. (Ağustos 1967) Arap liderler İsrail ile barış yapılmaması ve
görüşmelere başlanılmaması noktasında mutabakata varırlar. Ama aynı sert tutumu uluslararası platformda gösteremez.
Birçok Arap ülkesinin reddettiği Güvenlik Konseyinin 242 sayılı kararını
görüşmeler için temel almayı kabul eder
BİR EFSANENİN SONU

28 Eylül 1970'te öldüğünde 1950'li yılların efsane kahramanları
unutulmuş gibiydi. Ülkesinde geniş halk kitlelerinin Müslüman liderlerine karşı
tavrı özellikle de onların idam edilmesine kadar varan tutumları nedeniyle, son
yıllarında antipatik hatta, nefret edilen bir lider konumuna gelmişti
Ölürken arkasında
'Arap Sosyalizmi" denilen hâlâ herkesin kendisine gö re bir uygulama alanı
bulduğu bir kavram ve kargaşa ortamı bırakarak gitti.Ama daha da kötüsünü
Enver Sedat'ı kendisine halef olarak seçerek yapıyordu
Yılmaz Kalkan
IRAK ve SADDAM
HÜSEYİN, istanbul. Beyan Yayınlar
Nasır bir taraftan diplomatik girişimlerini sürdürürken
diğer taraftan Sina yarımadasında konuşlanan İsrail birlikle rine karşı
yıpratma savaşına girişir. 1970'e kadar
süren bu savaştan, İsrail'in sivilleri hedef alması ve şehirlere saldırarak
ağır zayiatlar verdirmesi üzerine vazgeçilir. Nasır İsrail'e karşı dengenin
ancak askeri zaferle kurulabileceğini görerek silahlanma çalışmalarına hız
verir. Önceki yılların aksine ABD nezdinde girişimlerde bulunur. Ama ömrü ne
hayalini kurduğu zafere ne de yeni diplomatik adımının sonucunu görmeye
yetmez. Bir devre damgasını vuran Mısır'ın modern Firavunu kimilerine göre
Arapların ulusal kahramanı kimilerine göre de 20.yüzyılın en kanlı
Tiranlarından biri olarak tarihe geçer.
Enver Sedat Devri
Enver Sedat iktidara gelir gelmez (1970) özellikle dış politikada
köklü değişikliklere gider. ABD ile yakınlaşmanın ilk işareti olarak 15 bin
Sovyet danışmanını ülkelerine gönderir. (1972) Tashih ve düzeltme devrimi
olarak adlandırılan girişimleriyle (1971) iç siyasette kısmi açılımlar sağlar. Değişimler ekonomik alanda da devam eder. 1974'te ilan edilen açık kapılar
politikasıyla özel sermayenin önü açılır. Ama diğer taraftan Altı Gün Savaşının
altüst ettiği dengeleri tekrar kurabilmek için İsrail'e karşı askeri zafer kazanmanın
şart olduğu inancındadır. Nasır'ın ölmeden önce bu yönde başladığı girişimleri
devam ettirir. Ve kimsenin beklemediği bir anda Suriye ile birlikte Müslümanların Ramazan ayını; Yahudilerin Kipur Bayramını kutladığı 6 Ekim 1973'te İsrail'e şok
bir şaldırı düzenler. Baskın saldırının tesiriyle ilk başlarda iki cephede de
ağır zayiatlar veren İsrail ABD'nin yoğun askeri desteğiyle dengeyi kurarak
inisiyatifî ele geçirir. Sovyetlerin de müdahalesiyle Mısır lehine olan birkaç
kilometrelik sınır değişikliğiyle ateşkes sağlanır. (11 Kasım 1973)
SEDAT'LA YENİ DÖNEM
1967 hezimeti,
Nasır'ın ölümünden (1970) sonra ittifaklarda köklü değişikliklere neden oldu.
Nasır'ın yerine geçen Enver Sedat, Arap Birliği hayalini terk edip
bütün Sovyet danışmanlarını ülkelerine
göndererek ABD'ye yakınlaşmayı
denedi. 6 Ekim 1973'te Yahudilerin dini bayramları Kipur'da
gerçekleşen ortak saldırı sonrasında Araplar ilk defa bazı başarılar elde ettiler.
Fakat bu savaş sonuçsuz kaldığı gibi sorunun çözümü ne de hiçbir katkısı
olmadı.
Georges Langois
20.YÜZYIL TARİHİ.
İstanbul. Nehir Yayınlar
Sedat bu kısmi
askeri başarıyı yeterli görerek
uzun süredir planladığı diplomatik açılımları yani ABD nezdinde ki
girişimlerini başlatır. Kissenger'ın etkin rol oynadığı görüşmelerin sonucunda
ani bir kararla İsrail'e gidip Knessett'te tarihi bir konuşma yapar (Kasım
1977). Tüm Arap dünyası şok eden bu gelişmeyi 1978'de Camp David'de Mısır
İsrail arasında imzalanan barış antlaşması takip eder