Atatürk’ü son gören asker
olduğunu iddia ederek Kurtuluş Savaşının son tanıklarından Şanlıurfalı 105
yaşındaki İbrahim Atalay, bugün halen sağlığı yerinde ve dimdik ayakta duruyor.
9 çocuğu ve 100 torunuyla köyündeki evinde hayatını sürdüren yaşlı dede, 80 yıl
önce askerliğini yaptığı Konya’da komutanlarına karşı okuduğu o dönemin uzun
künyesini bugün bile hiç aksatmadan okuyarak görenleri şaşırtıyor.
Şanlıurfa’nın Halfeti İlçesine
bağlı Balaban Köyü’nde canlı bir tarih yaşıyor. Çocukları ve torunlarıyla aynı
köyde hayatını sürdüren İbrahim Atalay (105), kurtuluş savaşına katılmadığını
ancak o yılları çok iyi hatırladığını söylüyor. Çok iyi Türkçe konuşan ve
askerin topuk selamını dimdik ayakta veren Atalay’ın Atatürk dönemindeki
Türkiye’yi içi buruk bir şekilde anlatıyor. Atalay, “Onun zamanında hırsızlık
yoktu, adam öldürmek, mahkumluk yoktu. Kürdüyle, Türküyle, lazıyla herkes
kardeşçe yaşardı. Komşu komşunun hatırını bilir herkes bir birine yardım ederdi”
diyor. İbrahim Atalay, Atatürk’ü en son 1930’lu yıllarda İstanbul Sirkeci’yi
gezdiği sırada gazeteye bayiliğini yaparken kendisine gazete sattığını söyledi.
O zaman Atatürk’le geçen kısa bir sohbetini anlatan Atalay, “Yanında üsteğmen
bir yaveri vardı. Gazeteyi aldığında bana nereli olduğumu sordu. Şanlıurfalıyım
paşam dedim. Askerden geldim ve burada çalışıyorum. Gazete ücretini almak
istemedim ama o bana zorla verdi. Çok istediğim halde Kurtuluş Savaşına yaşım
biraz küçüktü diye gidememiştim. Atatürk’ü görmek ve onun yanında cephede
savaşmak istemiştim. Olmadı kısmet ona gazete satarken görmek varmış” dedi.
60 yıllık ikinci eşiyle hayatını
sürdürdüğü köyünde torunlarına ve kendisini ziyaret edenlere anılarını anlatan
Atalay’ın en büyük üzüntüsü ise İstanbul’da Atatürk’le birlikte çok istediği ve
eline fırsat geçtiği halde birlikte bir hatıra resmi çekememesi olmuş. Kurtuluş
Savaşının yaşandığı yıllarda yaşının küçük olmasından dolayı köyünde kaldığını
anlatan Atalay, babasını ise Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin Yemen
Savaşı sırasında kaybetmiş. Babasını henüz 10 yaşındayken, Yemen Savaşına
giderken yolculadığını hatırlatan Atalay, kendisini bir daha göremediğini
söylüyor. O yılları hatırlarken gözleri dolan Atalay şöyle devam ediyor:
“Kurtuluş Savaşı yıllarında ben küçüktüm. Tarla sürerken komşu ilimiz
Gaziantep’ten top seslerini duyuyordum. Köyümüzden birçok yakınımız,
tanıdıklarımız Kurtuluş Savaşına katıldı. Zaten gidenler bir daha geri dönemedi.
Ben de çok gitmek istediğim halde yaşım küçüktü diye almadılar. Atatürk’ün
askeri olmak istiyordum kısmet olmadı.”
Konya’da 6 yıl askerlik yaptıktan
sonra İstanbul’a giden ve orada Atatürk’le tanışıp gazete satan Atalay, o
sıralarda ona ait bir belge veya fotoğraf çekememenin üzüntüsü buruk bir dille
anlatıyor. Dördüncü kuşak çocuklarıyla köyünde oturan İbrahim Atalay, sağlığı
konusunda şimdiye kadar ciddi bir rahatsızlığı olmamış. Sadece yıllar önce
gözlerindeki rahatsızlık nedeniyle katarakt ameliyatı olan yaşlı dede, uzun
ömrünü ise yıllardır yediği üzüm pekmezine bağlıyor. Atalay, askerden önce de
başladığı namaz ve orucunu ise halen aksatmıyor. Hac farizasını da yerine
getiren Atalay, Kurban Bayramlarında kurban da vererek bu görevi yerine
getirmeye çalışıyor. Gözlük kullanmadan Osmanlıca ve Türkçe adını ve soyadını
yazarak imza atan Atalay, şimdiki gençlere ülkelerine sahip çıkmalarını dış
güçlere karşı birlik ve beraberlik çağrısında bulunuyor.
70 yıllık eşi Fatma Atalay (80)
ise onunla birlikte uzun ömrünü tarlalarda çalışmaya ve tereyağı ile pekmez
yemeye borçlu olduğunu söylüyor.
Atalay çiftinin en büyük oğulları Tayyar Atalay ise babasının zaman zaman
geçmiş yılları hatırlayarak hüzünlendiğini ve Atatürk’le geçen sohbetini
bıkmadan anlattığını söylüyor.