AMERİKA SİZİ BÜYÜLEMİŞ ULAN
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AMERİKA SİZİ BÜYÜLEMİŞ ULAN
HÜSEYİN ÇELİK
editor@tarihsuuru.com
28 Kasım 2010 Pazar Saat 23:14


 AMERİKA SİZİ BÜYÜLEMİŞ ULAN

Konferans bitmişti. Kalabalığın arasında salonu terk etmedik tabi ki. Çünkü salonda Hakan Ağabey vardı. Enfes bir sunum gerçekleştirmişti. "Ben Kürtlere aşığım ben Arablara aşığım ben Farslara aşığım." diyerek inletmişti salonun hissiz duvarlarını. Daha ne söylenebilirdi ki? Ama onun daha söyleyecek çok sözü vardı anlaşılan. Türkiye ile Suriye'nin birleşme idealini ve bu birleşmenin Ortadoğu'da  kurulacak büyük bir İslam birliğinin çekirdeği olabileceğini anlatmıştı. Arkadaşın biri bu muhtemel gelişmelere Amerika'nın kayıtsız kalıp kalmayacağını sordu ve olan oldu. Hakan Ağabey'in gözleri çakmak çakmaktı ve ünledi: " Ulan size Amerika büyü yapmış. Her sabah kalktığınızda bol bol Felak Nas Surelerini okuyacaksınız ve bana bir daha Amerika'yı sormayacaksınız."

Evet.  Hakan Ağabey, Amerikasız bir dünyada yaşamanın provasını yapıyordu.


YAŞASIN KONFEDERASYON

Hakan Albayrak.  En olmayacak şeylerin olabileceğini iddia eden,  hiç gelmez zannedilen günlerin arifesinde olduğumuzu yıllardır samimi dili ile haykıran bir isim. Alaya alındı, “hadi canım sen de!”cilerin ucuz ithamlarına maruz kaldı ama belki son 10 yılın en bahtiyar stratejistlerinden biridir Hakan Ağabey. Zira yıllar önce onun “aklını yitirdi” sözlerine muhatap olmasına sebebiyet veren öngörüler/temenniler bugün –elhamdülillah- bir bir gerçekleşiyor.

Peki, Hakan Albayrak ne diyor. Söyledikleri ne kadar gerçekçi ve makul.  Hemen ifade edeyim ki “gerçekçilik” ve “ayağın yere basması” meselesine Allah’ın emriymiş gibi bakanlar bir adım geri çekilsin.  “Derviş devrimcilerin kuru ekmeği yolumuzu aydınlatıyor.”  diyen Ebuzerân beri gelsin.

Kilis 7 Aralık Üniversitesi’nde verdiği “Türkiye-Suriye Birliği” konferansında şöyle başlıyor sözlerine:  “Gaziantep ile Şanlıurfa arasına uluslar arası bir sınır çizilse ve sınırın iki ucu da iki ayrı ülke olsa bunu nasıl karşılarız? Bu durumu nasıl karşılamamız gerekiyorsa Türkiye-Suriye sınırını da öyle karşılamalıyız. “

Bin yıllık bir tarih ve medeniyet havzası içinde beraberce yaşadığımız insanlarla gün geliyor iki yabancı oluyoruz. Beraberce at koşturduğumuz, ekin ektiğimiz, düğün yaptığımız, kan döktüğümüz, pınarlardan su taşıyarak suladığımız toprakları birilerinin emri ile ayırıyoruz. Arasına tel çekip kardeşimizi yabancı ilan ediyoruz.  Bu duruma akıl erdiren varsa ne olur bize bir açıklama yapsın.

Birinci Dünya Savaşı sonunda zorunlu olarak hapsolduğumuz bu sınırları ilahi bir emir telakki ederek benimsedik ve zihinlerimize hiçbir sahiciliği olmayan sunî teller ördük. O günlerin siyasi koşullarında kabul etmek zorunda olduğumuz bu sınırların güçlü Türkiye ve İslam dünyası için bağlayıcılığı yoktur.  İtilaf kuvvetlerinin hışmına uğramaktan çekindiğimiz için, Orta Asya’daki Türklerle ve İslam dünyasıyla bağlarımızı koparmak durumunda kaldık ve bugünkü sınırlar meydana gelmiş oldu.

“1919’da Anadolu’yu ayağa kaldırmaktan başka bir şey düşünecek durumda değildik, bugün ise dünyanın altını üstüne getirmeyi düşünebiliriz.”

 

ZİHİNLERİMİZDEKİ UTANÇ DUVARLARIMIZ

Nasıl ki Almanya ve Fransa,  Avrupa Birliği’nin çekirdeğini oluşturuyorsa Türkiye ve Suriye de Ortadoğu çapında bir birliğin temelini oluşturabilir diyen hazret bakın daha neler söylüyor:   “Aslına bakarsanız Türkiye – Suriye sınırı,  Almanya-Almanya sınırı gibidir. İkinci Dünya Savaşı sonlarında Almanya işgale uğradı ve bu işgal neticesinde ikiye bölündü. Ve Berlin “Utanç Duvarı” ile iki ayrıldı. 1945’te başlayan süreç 1990’ların başında sona erdi. Peki Almanya nasıl birleşti? Siyasi çabalar ve uluslarası konjonktür gibi etmenlerin yanında Almanya, hem batıdaki hem de doğudaki Almanların bu duvarı, bu sınırı asla içine sindirememesi sayesinde birleşti. Berlin Duvarı başkalarının çizdiği sunî sınırı kabul etmedikleri için yıkıldı. Almanya’nın birliğini zihinlerde daima zinde tuttukları için…  Eğer taraflar iki Almanya’nın olduğuna inansalardı, 80’lerin sonunda ülkenin birleşme ihtiyacı gündeme gelmeyecekti. Yani bizim gibi olsalardı. Başkalarının çizdiği, bize karşı çizdiği ve bize rağmen çizdiği, kendi menfaatleri için çizdiği bu sınırı içimize sindirmekle çok büyük günah işlediğimizi düşünüyorum.”

 

BİRLİK MESELESİ DAHA ÖNCE GÜNDEME GELDİ Mİ?

Hiç aklımızdan çıktı mı ki? İçimizde büyüttüğümüz dileklerimizin belki en müstesnası en safı en ihlâslısı bağrımıza saplanan ayrılık hançerini söküp atmak. Söküp atmak ve yeniden uçsuz bucaksız coğrafyamıza dönmek. Sezai Karakoç’un ayağı yere basmayan, ayağı göğe basan çağrısına kulak kesilelim:  “Siz Fırat’ı ve Dicle’yi bıçakla kesebilir misiniz? Burası senin, burası benim diyebilir misiniz? Oysa Fırat ve Dicle, şırıltılarıyla kendi mecralarında akarlarken bize diyorlar ki, ‘sen nasıl parçalanmazsan, bir bütünsen, ben de bir bütün olarak, yalnız türkün, yalnız arabın, yalnız kürdün değilim. Hiç kimse bana tek başına sahip çıkmasın. Ben İslam milletinin suyuyum, onun can damarıyım. Siz de bundan ibret alınız ve parçalanmayınız, bölünmeyiniz’. İşte bize coğrafya böyle sesleniyor.”


FIRAT – DİCLE FEDERASYONU

Coğrafî şartlar, bize, artık bu sınırların tartışma gününün geldiğini gösterdiği gibi, tarih de, tarihî şartlar da bizi bu noktaya doğru zorlamaktadır. Çünkü ... ülkemiz, bugünkü ülkemizden ibaret değildir. Çok daha geniştir. O geniş ülkede yaşayan bir millet vardır. Bu millet, bir medeniyetin, İslâm medeniyetinin toplumudur. Bu medeniyette, ırk unsuruna, tabii, reel bir gerçeklik olarak bakılır; ancak ırk esasına dayanılmaz. Bu medeniyette, ırklar, renkler, diller, hepsi yanyana, kardeşçe yaşarlar ve bir toplum oluştururlar. Nitekim bin seneden, hatta bin dört yüz seneden beri, bu, Ortadoğu denilen bölgede, ırklar, bu medeniyet anlayışından, bu insanlık anlayışından hareketle, birbirlerine karışmışlardır. Saf olarak bir ırk kalmamıştır. Bazı bölgelerde dil sebebiyle bir takım toplaşmalar görülüyorsa da, bunun, ırklar ayrıdır, birbirinden ayrı yaşamaktadır demek mânasına gelmediğini hepimiz biliyoruz. Suriye, araplardan ibaret değildir. Suriye’de araplar, türkler, kürtler, çerkezler vardır. Ve bunlar, İslâm toplumunun, İslâm medeniyetinin oluşturduğu toplumun, yani İslâm milletinin fertleri olarak yanyana yaşamışlar, içiçe geçmişler ve birbirinden ayrılmaz olmuşlardır. Aynı şey, Irak için de söz konusudur. Irak’a baktığımız zaman, yine orda da kürt, türk ve arap ırkları vardır. Ve bunlar da yine geçmiş zamanda birbirine karışmışlardır. Aynı gerçeklik, bizim için de söz konusudur. Nüfusun büyük çoğunluğu türk olmakla birlikte, kürt, arap ve daha başka ıraklardan, Kafkasya ırklarından gelmiş kardeşlerimiz vardır. Bütün bunlar, bir milletin fertleridir ve hepsi birbirinin kardeşidir ve hepsi birbiriyle kaynaşmıştır.” diyor Üstad Sezai Karakoç. Önce Türkiye-Suriye-Irak arasında bir Fırat-Dicle Federasyonu, daha sonra da tüm Ortadoğu’da İslam birliği kurulması gerektiğini vurguluyor diriliş eri.

Kapitalist  güçlerin rahatça at koşturması için en uygun zemin olan mevcut durumun bir an evvel tartışılması gerekmekte. Onların menfaatlerine hizmet eden bu ayrılık hali ciddi ve samimi adımlarla yok edilmeli.  Bu birlik düşüncesine inanmayan, “olmayacak iş” diyenlere Almanya – Fransa yakınlaşmasını hatırlatıyoruz. Yüzyıllar boyunca kanlı savaşlarla birbirlerine kök söktüren iki ülkenin 1950’lerde birleşmesi gündeme geldiğince tabir-i caizse kargalar bile gülmüştü. Fakat bu ülkeler Avrupa Birliği’nin çekirdeğini oluşturdular. Türkiye – Suriye yakınlaşması da neden İslam birliğinin temelini oluşturmasın?  

Biz tel örgülerin bu yanından konuşurken karşı kıyıdan bakalım ne tür sesler yükseliyor:

Suriyeli mütefekkir Cevdet Said, Avrupa Birliği’nin insanlık tarihinde mühim bir aşama olduğunu, büyük ülkelerin ilk defa olarak fetih yoluyla değil karşılıklı rıza ile birleştiklerini, İslam dünyasının bu tecrübeden mutlaka istifa etmesi gerektiğini söylüyor. Diyor ki: “Ben Arapların ve bütün Müslümanların da zorlama olmaksızın benzeri bir birlik oluşturabilmelerini bütün kalbimle temenni ediyorum. En azından ekonomik imkânlarımız boşa gitmemiş olacaktır. Çoğumuz Avrupa Birliği’ni tev’il etmekten (okumaktan) aciziz. Ortak çıkarlar üzerinde ittifak ettiklerini söyleyerek eleştiriyor ve küçümsüyoruz. Çıkarlar üzerinde anlaşmak ayıp mıdır? Keşke Araplar ve bütün Müslümanlar da ortak çıkarlar üzerinde anlaşabilseler ve zillet ve meskenetten kurtulabilselerdi.” (Cevdet Said, el-Mecelle, Sayı 1084)

28 Kasım 2010 / Pazar

 

tarihsuuru.com
Bu yazy toplam 2072 defa okundu.
Yorumlayan:
kaan
Tarih:03 Ağustos 2011 Çarşamba Saat 01:48
ütopya da değil rüya da değil kabus

Aramızda ne kan bağı var, ne ortak kültürümüz var, müslümanlık deseniz uygulama farklı, biz Türküz onlar Arap, biz 1923 de cumhuriyet olduk onlar halen halkını kesiyor , bu arada 1.dünya savaşında bizi ilk satan arap müslümanlar ....
Yorumlayan:
el_jehad
Tarih:09 Ocak 2011 Pazar Saat 13:39
s.a

büyük islam birliği aynı davanın ülkeleri inşallah o günler çok yakındır.......
GÜNDEM
ALINTI YAZARLAR
“ ‘Vurun’ dedi, vurduk!” mantığı
YAVUZ BAHADIROĞLU
Mısır`ın fethi Osmanlı`ya dünya hakimiyetinin kapılarını açmıştı.
ERHAN AFYONCU
M.Kemâl Paşa Ne Yazık ki Hakikati Anlatmamıştır!...
AHMET ANAPALI
Devrim tarihinde bir gezinti
AYŞE HÜR
Cahili Kuşatmaya Karşı Cemaleddin Afgani’nin Örnekliği
HAMZA TÜRKMEN
Türkiye, nasıl içeriden teslim alındı?
YUSUF KAPLAN
Kimliksiz Şehir: İslahiye
MUSTAFA YILDIZ
Kahire de sizin Saraybosna da..
İBRAHİM KARAGÜL
Sadece tekkeler mi kapatıldı?
D.MEHMET DOĞAN
MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE
Cumhuriyet’te para-meta oyunu
ŞAMİL TAYYAR
Üniversite sınavında ter döken çocuklarımız...
SİBEL ERASLAN
Çanakkale'de Almanlara karşı savaşıyor da olabilirdik
MUSTAFA ARMAĞAN
Gündemden Notlar
AHMET VAROL
Devrimden çıkarılacak dersler
A. DİLİPAK
Mısır uleması ve 90'lık kahramanı
MUSTAFA ÖZCAN
Mübarek sonrası
SERDAR DEMİREL
AHMET KALKAN
Liberal eleştiri ve öneri
ALİ BULAÇ
Kıbrıs
HAKAN ALBAYRAK